26 Mayıs 2010 Çarşamba

YURDUMUZDAKİ DOĞAL GAZ
Enis AKDAĞ Gazeteci-Yazar, ADD ISPARTA
80 yaşındaki mühendisin iddiası, Erzincan’daki doğalgaz çıkartılsa ülkemizin kaderi değişir, dışa bağımlılıktan kurtarır, Sinop ve Akkuyu’da nükleer enerji santrallerinin yapılmasından vazgeçilir, doğalgaz ve elektrik fiyatları ucuzlar, yüz binlerce insanımıza iş imkânı temin edilir.
Erzincan ovasında depremler esnasında yer altından bomba gibi patlama sesleri işitilmekte, bazı yerlerden çıkan alevler göklere yükselmekte, etraf nur gibi ışıklanmakta, gökyüzü saatlerce ve günlerce kızıl renge bürünmekte ve deprem geceleri sabaha kadar Erzincan ovasında trilyonlarca m3 çok soğuk hava çok ısınmakta, hava ısındığından sabaha karşı paltolar çıkarılmakta ve ovadaki donmuş karlar erimektedir.
1992 Erzincan depremini yaşayan THY işletme Genel Müdürü Sayın Orhan Birdal çok soğuk havada akşam karları çiğneyerek arkadaşı ile camiye giderken; aniden yüzlerine sıcak havanın vurduğunu; yerdeki karların erimeye başladığını; çok soğuk havada yüzlerine sıcak havanın vurmasına ve yerdeki donmuş karların erimeye başlamasına akıl erdiremediklerini; yarım saat sonra da teravi namazında depremin başladığı konusunda çok ilginç bilgi vermektedir.
Depremler başlamadan yarım saat önce; Erzincan ovasında çok soğuk havada yüzü yakacak şekilde sıcak hava esmesi ve yerdeki karların erimeye başlaması olaylarını; ilk defa Sayın Genel Müdür Birdal keşfetmiştir.
1992 Erzincan depremini yaşayan Şeker Fabrikaları Daire Başkanı Sayın Yük. Elektrik Müh. Yakup Ay, deprem hareketi başlamadan bir saat önce havanın -11,3 Cº çok soğuk olduğunu; bizzat kendisinin ölçtüğünü; depremden 15 dakika önce elektrik buatlarından cızırtı şeklinde sesler işittiklerini; rüzgar esmediği halde; buatlardan sesler işitilmesinin hangi sebepten ileri geldiğini anlayamadıkları konusunda fevkalade önemli bilgiler vermektedir.
Erzincan ovasında deprem başlamadan 15 dakika önce elektrik buatlarından ses işitilmesini; ilk defa Sayın Başkan Yakup Ay keşfetmiştir.
Bu fevkalade önemli bu keşifler ile Sayın Genel Müdür Birdal ile Sayın Başkan Ay’ın isimleri tarihe altın harfler ile yazılacaktır.
1992 Depreminde Erzincan ovasında -11,3 Cº olan çok soğuk havanın; sabaha kadar en az 30 Cº artarak hava en az 20 Cº sıcaklığa çıkmıştır.
Depremler esnasında Erzincan ovasında faylardan çıkan yeraltı suları; artezyen ve sondaj suları ısınmadığına ve sıcak sular akmadığına göre; yeraltından çok büyük sıcaklığın çıkmadığı anlaşılmaktadır.
Depremler esnasında Erzincan ovasında trilyonlarca m3 çok soğuk havayı ısıtan ve ovadaki karları eriten ısı enerjisinin gökte doğalgazın alev ile yanmasından ileri geldiği; kesin şekilde belli olmaktadır.
1045 depremi
965 sene önce 1045 Erzincan depreminde doğalgazın gökte alevle yanması ile güneşin ve ayın renginin kan rengine boyanmıştır.
Hiçbir ulaşım ve iletişim imkanı olmadığı 1045 tarihlerinde Erzincan’da deveye binilerek ve deve sırtında günlerce gidilerek; bu deprem bilgileri Urfa’daki METEOS’a ulaştırılmıştır.METEOS; bu deprem bilgilerini ; VEKAİ-NAME’sinin 81. ve 82. sayfalarına yazmış ve bilim dünyasına ışık tutmuştur.
965 sene önce Erzincan da meydana gelen deprem bilgileri bilindiği halde; 1939 ve 1992 gibi günümüzde Erzincan’da meydana gelen depremler esnasında gökyüzünün kızıl renge büründüğü; akşam hava çok soğuk olduğu halde; sabaha kadar havanın ısındığını ve ovadaki karların eridiği ve bu olayların sebebi konusundaki bilgiler; Yetkili Makamlar, İlgili Kurumular, Üniversitelerimizce ve Bilim Adamlarınca henüz bilinmemektedir.
Erzincan ovasında her deprem gecesi ülkemizin yıllık doğalgaz ihtiyacından çok fazla doğalgaz yandı Erzincan ovasında depremler esnasında gökte doğalgazın alevle yanması ile trilyonlarca m3 çok soğuk havanın ısınması ve ovadaki donmuş karların erimesi için; gerekli ısı enerji miktarını çeşitli kabuller ve yöntemler ile hesaplamak mümkündür. Bu hesaplar yapıldığında; her deprem gecesi Erzincan ovasında Ülkemizin yıllık doğalgaz ihtiyacı olan 20 milyar m3 doğalgaz miktarından kat kat daha fazla doğalgaz yandığı hesap ile bulunmaktadır.
Erzincan ovasında bulutların çok üstünde gökte yüz milyonlarca ve milyarlarca soba yakıldığında; ovadaki karları eritemeyeceğini düşünmek ile her deprem gecesi bu ovada çok muazzam miktarda doğalgazın yandığını kabaca hesap etmek mümkündür.
Milyonlarca seneden beri Erzincan ovasında on binlerce defa deprem meydana gelmiştir. Her depremde; gökte muazzam miktarda doğalgaz yandığı halde; bu doğalgaz bitip tükenmemiştir. Doğa; Erzincan ovasında çok zengin doğalgaz yatağı varlığını açık ve belirgin şekilde ortaya koymaktadır.
Doğalgaz depremle çıkıyor
İran ve Azerbaycan’da faylardan çıkan doğalgaz yüz binlerce sene alevle yanmıştır.
Arabistan platosu Anadolu’yu muazzam kuvvetler ile itmekte ve Anadolu her yıl Yunanistan’a 2,5 cm yaklaşmaktadır. Arabistan platosunun bu itmesi ile Erzincan ovası her yıl 1-2 cm daralmakta ve bu ovadan geçen karşılıklı fay yüzeyleri birbirlerini zorlayarak itmektedir. Zaman ile bu itmeğe dayanamayan fay yüzeyleri depremlerden 1-2 gün gibi kısa süre önce çatlamağa başlamaktadır. Çatlayan bu fay yüzeyleri 1-2 gün gibi kısa zaman içinde kırılarak depremler meydana gelmektedir.
Deprem başlamadan 1-2 gün gibi kısa süre önce ve depremler esnasında bu çatlaklardan yükselen doğalgaz; yer altında; yer üstünde ve özellikle gökte muazzam miktarda alev ile yanmaktadır.
Deprem olayı olup bittikten sonra; Arabistan platosu Erzincan ovasını zorlayarak itmesi devam ettiğinden; açılan bu çatlaklar ve faylar vana gibi kapanmakta ve doğalgazın dışarıya çıkmasına izin verilmemektedir.
Erzincan ovasında 50-60-100 sene gibi uzun zaman sonra meydana gelecek yeni deprem tarihine kadar; doğalgazın dışarıya çıkmasına izin verilmediğinden; bu doğalgaz yatağı zenginliğini; çok mükemmel şekilde muhafaza etmektedir.
Petrol ve doğalgaz için sondaj yapılmadı M.T.A’nın 1/500 000 ölçekli Erzurum Jeolojik haritasında; Erzincan ovası ve civarındaki trias, jura, kretesa, eosen ve miosen gibi petrol teşekkülüne uygun katmanlar ile Diyarbakır’ın Hazro ilçesi civarındaki katmanların benzer jeolojik yapıda olduğu görülmektedir. Hazro civarında petrol ve doğalgaz aramak için 14 sondaj yapıldığı halde; Erzincan ovası ve civarında hiçbir petrol ve doğalgaz arama sondajı yapılmamıştır.
Erzincan ovasında fayların içindeki mağmatik yapılı zeminlerin çatlaklarında sıcak su aramak gayesi ile bu ovada 4 derin sondaj yapılmıştır. Bu mağmatik yapılı zemin çatlaklarından petrol ve doğalgaz bulunması mümkün değildir.
Erzincan ovasında çok zengin doğalgaz yatağının varlığını doğa kesin şekilde ortaya konmuştur. Bu nedenle bu ovada doğalgaz varlığı aranmayacaktır. Bu ovada yalnız doğalgaz yatağının nerelere kadar devam ettiğinin ve bu doğalgaz yatağının derinliğini tespit etmek için; sondajların yapılması gerektir.
Doğalgaz varlığını TPAO ve TUBİTAK kabul ediyor
TPAO Genel Müdürlüğüne 1998 senesinden beri ve TUBİTAK Başkanlığı’na da 2008 senesinden beri; çeşitli tarihlerde tarafımdan dilekçeler, raporlar ve yazılı belgeler sunularak; Erzincan ovasında doğa tarafından ortaya konulan bu çok zengin doğalgaz için gerekli incelemenin ve soruşturmaların yapılması ve depremleri yaşayan görgü tanıkları ile görüşülerek; bu doğalgaz yatağının bir an önce Ülkemize kazandırılması istenilmiştir.
Bu konuda tarafımdan sunulan bütün dilekçeler, raporlar, yazılı belgeler ile tarafıma verilmiş olan cevabi yazıların tamamı internette www.http://milliservet.blogspot.com WEB. sitesinde yayınlanarak; Kamuoyuna duyurular yapılmıştır.
1- TPAO Genel Müdürlüğü’nce Erzincan ovasında depremler esnasında yer altında bomba gibi patlamalar; bazı yerlerden çıkan alevlenmeler; nur gibi ışıklanmalar; gökyüzünün kızıl renge bürünmesi; deprem geceleri çok soğuk havanın ısınması; ovadaki karların erimesi gibi olayların; depremlerde enerjinin açığa çıkması ve gökte alev küresi; alev topları; (ufolar) vs. gibi olaylardan ileri geldiği; bu olayların petrol ve doğalgaz ile hiçbir ilgisi olmadığı ve Erzincan ovasının oturduğu temelin ofiyolitik melanj olduğu; bu ova altındaki petrol ve doğalgaz çökellerinin erozyon ile aşındığı; bu ovada petrol olsa dahi; ekonomik olmayacağı konusunda cevabi yazılar ile masa başında oturarak kafadan sallama beylik ve gerçek dışı bilgiler verilmiştir.
TPAO Genel Müdürlüğü’ne; etrafı dağlar ile çevrili; üstü çok kalın alüvyon ile örtülü olan Erzincan ovası altındaki petrolü ve doğalgazı oluşturan çökellerin erozyon aşınmasına karşı çok mükemmel şekilde korunduğu; bu sebeple bu çökellerin erozyon ile aşınmasına kabul etmek için çok geri zekalı olmak gerektiğini; Malezya Endonezya’da olduğu gibi; bu ovadan geçen fayların derinlerdeki kısımlarının ve yeraltındaki antiseklinal yapan yükselti yerlerinin içerilerinin tıka basa basınçlı petrol ve doğalgaz ile dolu olduğunu; bu ovada yapılacak sondajlarda petrol ve doğalgazın artezyen yaparak havaya fışkıracağını; bu neden ile çok ekonomik üretim yapılacağı ve petrol ile doğalgazın alev topları, alev küreleri ve ufolar ile hiçbir ilgisi olmadığı konusundaki bilimsel bilgiler T.P.A.O Genel Müdürlüğüne arz edilmiştir.
2- TPAO Genel Müdürlüğü’nün 17.06.1998/ 0118-1265 sayılı yazıları ile depremler esnasında Erzincan’da Fırat nehrinden akıp giden asfalt veya ham petrolün araştırılacağı bildirilmiştir. Aradan 11 sene geçtiği halde; bu konuda hiçbir arama yapılmamıştır.
3- TPAO Genel Müdürlüğü’nün 24.10.2008/019229-3690 en son sayılı cevabı yazıları ile; Erzincan ovası ve civarında petrol ve doğalgaz arama çalışmalarının sürdürülmekte olduğu bildirilmiştir. Aradan 1 yıl 6 ay gibi uzun zaman geçtiği halde; bu konuda da henüz hiçbir ciddi arama yapılmamıştır.
Yalnız Maden Mühendisleri Odası Başkanlığı ilgi gösterdi:
Dünyada yalnız Marmara bölgesi ile Erzincan şehrinde ve ovasında deprem hareketleri başlamadan çok kısa süre önce; yer altında doğalgaz patlamaları ve meydana gelen canavarlar kudretindeki sıvılaşma olayları ile; kıyametler koparcasına çok korkunç afetlerin meydana geldiği; deprem hareketleri başlamadan önce; yeraltından doğalgaz patlamalarından ileri gelen bu korkunç afetlerin; deprem olayı ile ilgisi olmadığı; doğalgaz patlamaları ve deprem olaylarının birbirinden farklı ve başka başka olaylar olduğu; depremleri önlemek mümkün olmadığı halde; yeraltında doğalgaz patlamalarından ileri gelen bu korkunç afetlerin çeşitli teknik önlemler ile; az masrafla ve kolayca önlenebileceği konularında tarafımdan 10.10.2008 tarihli RAPOR düzenlenmiştir. Ve bu RAPOR ekindeki 32 adet yazılı belge ile; bu konulardaki bütün gerçekler; açık ve belirgin şekilde; ortaya konulmuştur.
Bu RAPOR ve 32 yazılı belge; 10.10.208 tarihli dilekçeler ile; Yetkili Makamlara ve İlgili Kurumlara sunularak; Ülkemiz için fevkalade önemli olan bu konulara ilgi gösterilmesi ve yardım edilmesi istenilmiştir.
1) TBMM Dilekçe Komisyonu Başkanlığının 05.11.2008/2396 nolu kararı ile; 10.10.2008 tarihli dilekçe ve ekinin tüm kurumlara gönderilmiş olduğundan; başka işlem yapılmayacağı; tarafıma bildirilmiştir.
2) Bu konuda yalnız Maden Mühendisleri Odası Başkanlığınca ilgi gösterilmiştir.
Maden Mühendisleri Odası Başkanlığının 27.10.2008/1807 sayılı yazıları ile; 10.10.2008 tarihli RAPOR’un ve 32 ekinin; kurulan komisyonca incelendiği; bu konuda Enerji Bakanlığı bünyesindeki ilgili tüm kurumların görev ve sorumluluğu bulunduğu; bu konuda Maden Mühendisleri Odası Başkanlığınca; her türlü desteğin verileceği bildirilmiştir.
Bu Oda Başkanlığının bu örnek tutumu ile vatanseverliği ve Yüceliği sergilenmiştir.
Bu Yüce Başkanlığa; teşekkürlerimle saygı ve şükranlarımı arz ederim.
3) Maden Mühendisleri Odası Başkanlığı dışında kalan diğer bütün İlgili Kurumlar; hiçbir ciddi inceleme, soruşturma ve araştırma yapmadan ve görgü tanıkları ile görüşmeden ve bu konudaki yazılı tarihi belgeler önemsenmeden; masa başlarında; kafadan sallama beylik ve gerçek dışı ifadeler ile; Ülkemiz için fevkalade önemli olan bu konular; dışlanmıştır.
TPAO – TUBİTAK Yazışması:
Tubitak Başkanlığına sunulan 01.12.2008/14325 sayılı dilekçe ile; Marmara bölgesi ile Erzincan şehrinde ve ovasında deprem hareketleri başlamadan kısa süre önce; yer altında doğalgaz patlamaları ile; kıyametler koparcasına korkunç afetlerin meydana geldiği ve Erzincan ovasında çok zengin doğal-gaz yatağı varlığı konusunda tarafımdan düzenlenen ve daha evvelce sunulmuş olan 10.10.2008 tarihli RAPOR’un Tübitak’ça teşkil edilecek “Yetkin Kurul” tarafından bütün belge ve ekleri ile incelenmesi; benim de bu heyete mutlaka davet olunarak; görüşlerimin alınması, Tubitak’ça görevlendirilecek uzman-teknik personel tarafından mahallinde; soruşturma ve araştırma yapılması ve görgü tanıkları ile görüşülmesi talep edilmiştir.
Tübitak’ça bu RAPOR ve 32 ekinin incelenmesi için; Sayın Prof. Dr. Ersin Bozkurt (ODTÜ) görevlendirilmiştir.
Sayın Prof. Bozkurt; ODTÜ’deki Makamlarında tarafımdan 2 defa telefonla arayarak; 80 yaşında olduğumu; hiçbir maddi ve manevi menfaat beklemediğimi; Ülkemize faydalı olmak istediğimi; sunmuş olduğum 01.12.2008 tarihli dilekçede talep ettiğim gibi; bu konulardaki görüşlerimi açıklamak için; mutlaka görüşmek istediğim arz edilmiştir. Sayın Prof. Bozkurt 2 defa telefon numaramı alındığı halde; bu görüşme yapılmamıştır.
Tubitak’ça inşaat, jeoloji, deprem, doğalgaz ve petrol gibi konularda bilgili bilim adamları ile “Yetkin Kurul” teşkil edilmediğinden; mahallinde soruşturma ve araştırma yapılmadığından; bu konuları yaşayarak bilen görgü tanıkları ile ve benimle de görüşülmediğinden ve bu konuda sunulmuş olan 32 yazılı belgeye önem verilmediğinden bu konudaki gerçekler Sayın Prof. Bozkurt tarafından kavranamamış ve öğrenilememiştir..
Sayın Prof. Bozkurt; yer altında doğalgaz patlamasından ileri gelen korkunç afetler ve Erzincan Ovasındaki doğalgaz konuları ile hiçbir ilgisi olmayan görüş ve öneriler bildirerek; Ülkemiz için fevkalade olan bu konular dışlanmıştır.
TPAO Genel Müdürlüğü nün masa başında oturarak kafadan sallama beylik ve gerçek dışı bilgileri; Tubitak Başkanlığınca aynen kabul edilmiştir.
TPAO Genel Müdürlüğü’nce Erzincan ovasında doğalgaz yatağı konusunun değerlendirmesi halinde;Tubitak (MAM) tarafından bu konuda katkı koyabileceği; Tubitak’ın 29.03.2010/1901 sayılı yazıları ile; tarafıma bildirilmiştir.
TÜBİTAK BAŞKANLIĞINCA MARMARA BÖLGESİ İLE ERZİNCAN ŞEHRİNDE VE OVASINDA YERALTINDA DOĞALGAZ PATLAMALARI İLE MEYDANA GELEN KORKUNÇ AFETLER KONUSU KÖKTEN DIŞLANMIŞTIR.
Tubitak’ın 29.03.2010/1901 sayılı cevabi yazılarından anlaşılacağı gibi; Marmara Bölgesi ile Erzincan şehrinde ve ovasında deprem hareketleri başlamadan önce yer altında doğalgaz patlamalarından ileri gelen korkunç afetler konusuna hiçbir ilgi gösterilmemiş ve Ülkemiz için fevkalade önemli olan bu konu kökten dışlanmıştır.
Ülkemizin en büyük bilim Kurumu olan Tubitak’ça; Marmara Bölgesi ile Erzincan şehrinde ve ovasında doğalgaz patlamalarından ileri gelen kıyametler koparcasına korkunç afetler konusunun; kökten dışlanmasının sebebini anlamak ve akıl erdirmek mümkün değildir.
ERZİNCAN OVASINDAKİ DOĞALGAZ YATAĞI ORTAYA ÇIKARILDIĞI TAKDİRDE MERSİN AKKUYU’DA VE SİNOPTA NÜKLEER SANTRAL YAPILMALARINDAN VAZGEÇİLECEKTİR.
Ülkemizin elektrik enerjisinin karşılanması için Sinop ve Mersin Akkuyu’da milyonlarca USA doları gibi çok büyük masrafla ile nükleer santralarının yapılması cihetine gidilmektedir.
Doğaya ve insan yaşamına çok büyük zarar vereceği sebebi ile nükleer santrallerin yapılmasına; Kamuoyunca çok büyük tepki gösterilmektedir.
Mersin ilinde ve Ülkemizin bir çok yerinde 1939 ve 1992 Erzincan depremlerini yaşayan birçok görgü tanığı insan vardır. Depremler esnasında Erzincan ovasında gökyüzünün kızıl renge büründüğü; hava çok soğuk iken deprem geceleri sabaha kadar havanın ısındığı, hava ısındığından sabah karşı paltoların çıkarıldığı ve ovadaki donmuş karların eridiği konusundaki gerçekleri bu görgü tanıklarından öğrenmek mümkündür.
Mersin ve Sinop Valilikleri; bu illerdeki sivil toplum örgütleri ve bu illerdeki Belediyeler ile vatandaşlarımız; depremler esnasında Erzincan ovasında gökyüzünün kızıl renge büründüğü; deprem gecesi hava çok soğuk iken sabaha kadar havanın ısındığı; hava çok ısındığından sabaha karşı paltoların çıkarıldığı ve ovadaki karların eridiği konularındaki gerçekler öğrenilerek; sebebi araştırıldığında; hem Ülkemiz çok zengin doğalgaz yatağı kazanacak ve hem de Sinop ve Mersin’de yapılacak nükleer enerji santrallerinden vazgeçilecektir.
Mersin Akkuyu’da ve Sinop’ta nükleer santral yapılmasına karşı çıkan vatandaşlarımız bu konuya ilgi göstermesi çok faydalı olacaktır.
Netice ve istek:
Depremler esnasında gökte alev ile yanan doğalgaz ısısı ile Erzincan ovasında deprem geceleri trilyonlarca m3 çok soğuk havanın ısınması ve ovadaki karların erimesi ile; bu ova ve civarında çok zengin doğalgaz yatağının varlığı; doğa tarafından açık ve belirgin şekilde ortaya konulmuştur.
TPAO Genel Müdürlüğü’nün İran, Irak, Azerbaycan, Libya ve Türkmenistan gibi dış ülkelerde; petrol ve doğalgaz konularında; büyük başarılar gösterdiği bilinilmektedir.
TPAO Genel Müdürlüğü ve Tübitak Başkanlığı kadrolarında; Erzincan ovasındaki çok zengin doğalgaz yatağını ortaya çıkaracak bilgili ve yetenekli teknik elemanların bulunduğuna inanılmaktadır. Erzincan Valiliğince; sivil toplum kuruluşlarınca ve Erzincan ovasındaki Belediye Başkanlıklarınca; depremleri yaşayan görgü tanıkları ile toplantılar yapılarak ve soruşturularak; Erzincan şehrinde ve ovasında deprem hareketleri başlamadan çok kısa süre önce yer altından bomba gibi patlama sesleri işitildiği; yüzey arazinin deniz gibi dalgalandığı; ağaçların ve binaların yana yatıp yatıp kalktığı; depremler esnasında bazı yerlerde çıkan alevlerin göklere yükseldiği; etrafın nur gibi ışıklandığı; gökyüzünün saatlerce ve günlerce kızıl renge büründüğü; Erzincan ovasında hava çok soğuk olduğu halde; deprem geceleri sabaha kadar havanın çok ısındığı; hava çok ısındığından sabaha karşı paltoların çıkarıldığı ve ovadaki donmuş karların eridiği v.s. gibi konularındaki gerçeklerin tespit edilerek; bu gerçekler Yetkili Makamlara ve ilgili Kuruluşlara, üniversitelerimize ve bilim adamlarına bildirildiği ve bu konulara ilgi gösterildiği takdirde; Erzincan ovasındaki bu çok zengin doğalgaz yatağı çok Ülkemize kısa zamanda kazandırılacaktır.
Bu konudaki gerçeklerin tamamı veya bazıları; Sayın Genel Müdür Birdal ve Sayın Başkan Ay ve Erzincan depremleri yaşayan sokaktan geçen hamal efendiler dahil, binlerce görgü tanığı tarafından bilinmektedir.
Erzincan ovasındaki çok zengin doğalgaz yatağı varlığı ortaya çıkarılır ise; bu yataktan Ülkemizin ihtiyacından daha çok fazla doğalgaz üretilecek; fazla doğalgaz harice ihraç edilecek; Ülkemizin ve Erzincan’ın kaderi değişecek; Ülkemiz doğalgaz bakımından dışa bağımlılıktan kurtulacak; Sinop ve Akkuyu’da nükleer enerji santralarının yapılmasından vazgeçilecek; doğalgaz ve elektrik fiyatları çok ucuzlayacak ve yüz binlerce insana iş imkanı temin edilecektir.
Bu konulara ilgi göstermek ve yardımcı olmak vatandaşlığın kutsal görevidir. Bu konulara ilgi göstermeyen kimseler kendilerine, yakınlarına, vatandaşlarımıza ve Devletimize en büyük ihaneti yapmış olacaklardır.
Bütün vatandaşlarımızın Erzincan ovası ve civarındaki çok zengin doğal yatağı varlığı konusuna yakın ilgi göstermesine ve yardımcı olmasını dilemekteyim.
Bu konularda benim ve ya başkaları tarafından verilen yalan, yanlış ve uydurma bilgi verenlere şiddetle karşı çıkılmalıdır. Bu yalan, yanlış ve uydurma bilgi verenlerin en ağır şekilde cezalandırılması cihetine gidilmelidir.
Kamuoyuna ve ilgililere önemle duyurulur.
Hüseyin Hüsnü Gürel
İnş. Yük. Müh.(İTÜ-1953)
...:::: Afyon Kocatepe Haber :::: . YURDUMUZDAKİ DOĞAL GAZ‏
Kimden: Enis Akdağ (enisakdag@yahoo.com.tr) adına afyonkocatepehaber@yahoogroups.com
Gönderme tarihi: 25 Mayıs 2010 Salı 20:39:15

17 Mayıs 2010 Pazartesi

TÜBİTAK'dan gelen yazı ve açıklamalarım

Sayı : B.02.1.TBT.0.08.65.00-090-10-131-1901 29/03/2010
Konu : Yeraltı Doğalgaz Patlamalarından Kaynaklanan Afetler
*
Sayın Hüseyin Hüsnü GÜREL
İnşaat Yüksek Mühendisi
Ahenk Sokak No: 10/11
Çankaya/ANKARA
*
İlgi: 17.03.2010 tarihli yazınız.
*
İlgi yazınız ve eki ile, Sayın Prof. Dr. Erdin Bozkurt tarafından incelenmiş ve hazırlanmış olan rapor hakkındaki görüşler iletilmektedir.
Konu TBİTAK Marmara Araştırma Merkezi (MAM) tarafından incelenmiş olup, görüşleri;
. Konu gaz oluşumları üzerine olduğundan bu konuda ülkemizde TPAO Genel Müdürlüğü tarafından ele alınmaktadır.
. TPAO’nun bu konuyu değerlendirmek üzere bir bilimsel heyet oluşturma gereğini duyması halinde TÜBİTAK MAM Yer ve Deniz Bilimleri Enstitüsü’de katkılarını koyabilecektir şeklindedir.
Bilgilerinizi saygılarımla rica ederim.

*
Prof. Dr. Ömer ANLAĞAN
Başkan a.
Başkan Yardımcısı
***
TÜRKİYE BİLİMSEL VE TEKNOLOJİK ARAŞTIRMA KURUMU
Atatürk Bulvarı No: 221 06100 Kavaklıdere-Ankara T 0312 468 53 00 F 0312 427 74 89
www.tubitak.gov.tr
ERZİNCAN OVASINDA ÇOK ZENGİN DOĞALGAZ YATAĞI VARLIĞINI DOĞA AÇIKÇA ORTAYA KOYMAKTADIR
Erzincan ovasında depremler esnasında yer altından bomba gibi patlama sesleri işitilmekte; bazı yerlerden çıkan alevler göklere yükselmekte; etraf nur gibi ışıklanmakta; gökyüzü saatlerce ve günlerce kızıl renge bürünmekte; ve deprem geceleri sabaha kadar Erzincan ovasında trilyonlarca m3 çok soğuk hava çok ısınmakta; hava ısındığından sabaha karşı paltolar çıkarılmakta ve ovadaki donmuş karlar erimektedir.
1992 Erzincan depremini yaşayan THY işletme Genel Müdürü Sayın Orhan BİRDAL çok soğuk havada akşam karları çiğneyerek arkadaşı ile camiye giderken; aniden yüzlerine sıcak havanın vurduğunu; yerdeki karların erimeye başladığını; çok soğuk havada yüzlerine sıcak havanın vurmasına ve yerdeki donmuş karların erimeye başlamasına akıl erdiremediklerini; yarım saat sonra da teravi namazında depremin başladığı konusunda çok ilginç bilgi vermektedir.
Depremler başlamadan yarım saat önce; Erzincan ovasında çok soğuk havada yüzü yakacak şekilde sıcak hava esmesi ve yerdeki karların erimeye başlaması olaylarını; ilk defa Sayın Genel Müdür BİRDAL keşfetmiştir.
1992 Erzincan depremini yaşayan Şeker Fabrikaları Daire Başkanı Sayın Yük. Elektrik Müh. Yakup AY; deprem hareketi başlamadan bir saat önce havanın -11,3 Cº çok soğuk olduğunu; bizzat kendisinin ölçtüğünü; depremden 15 dakika önce elektrik buatlarından cızırtı şeklinde sesler işittiklerini; rüzgar esmediği halde; buatlardan sesler işitilmesinin hangi sebepten ileri geldiğini anlayamadıkları konusunda fevkalade önemli bilgiler vermektedir.
Erzincan ovasında deprem başlamadan 15 dakika önce elektrik buatlarından ses işitilmesini; ilk defa Sayın Başkan Yakup AY keşfetmiştir.
Bu fevkalade önemli bu keşifler ile Sayın Genel Müdür BİRDAL ile Sayın Başkan AY’ın isimleri tarihe altın harfler ile yazılacaktır.
1992 Depreminde Erzincan ovasında -11,3 Cº olan çok soğuk havanın; sabaha kadar en az 30 Cº artarak hava en az 20 Cº sıcaklığa çıkmıştır.
Depremler esnasında Erzincan ovasında faylardan çıkan yeraltı suları; artezyen ve sondaj suları ısınmadığına ve sıcak sular akmadığına göre; yeraltından çok büyük sıcaklığın çıkmadığı anlaşılmaktadır.
Depremler esnasında Erzincan ovasında trilyonlarca m3 çok soğuk havayı ısıtan ve ovadaki karları eriten ısı enerjisinin gökte doğalgazın alev ile yanmasından ileri geldiği; kesin şekilde belli olmaktadır. 1045 ERZİNCAN DEPREMİNDE DOĞALGAZIN GÖKTE ALEV İLE YANMASI İLE GÜNEŞİN AYIN RENGİ KAN RENGİNE BOYANMIŞTIR.
965 sene önce 1045 Erzincan depreminde doğalgazın gökte alevle yanması ile güneşin ve ayın renginin kan rengine boyanmıştır.
Hiçbir ulaşım ve iletişim imkanı olmadığı 1045 tarihlerinde Erzincan’da deveye binilerek ve deve sırtında günlerce gidilerek; bu deprem bilgileri Urfa’daki METEOS’a ulaştırılmıştır.METEOS; bu deprem bilgilerini ; VEKAİ-NAME’sinin 81. ve 82. sayfalarına yazmış ve bilim dünyasına ışık tutmuştur.
965 sene önce Erzincan da meydana gelen deprem bilgileri bilindiği halde; 1939 ve 1992 gibi günümüzde Erzincan’da meydana gelen depremler esnasında gökyüzünün kızıl renge büründüğü; akşam hava çok soğuk olduğu halde; sabaha kadar havanın ısındığını ve ovadaki karların eridiği ve bu olayların sebebi konusundaki bilgiler; Yetkili Makamlar, İlgili Kurumular, Üniversitelerimizce ve Bilim Adamlarınca henüz bilinmemektedir.
ERZİNCAN OVASINDA HER DEPREM GECESİ ÜLKEMİZİN YILLIK DOĞALGAZ İHTİYACINDAN DAHA ÇOK FAZLA DOĞALGAZ YANDIĞINI DOĞA AÇIKÇA ORTAYA KOYMAKTADIR
Erzincan ovasında depremler esnasında gökte doğalgazın alevle yanması ile trilyonlarca m3 çok soğuk havanın ısınması ve ovadaki donmuş karların erimesi için; gerekli ısı enerji miktarını çeşitli kabuller ve yöntemler ile hesaplamak mümkündür.Bu hesaplar yapıldığında; her deprem gecesi Erzincan ovasında Ülkemizin yıllık doğalgaz ihtiyacı olan 20 milyar m3 doğalgaz miktarından kat kat daha fazla doğalgaz yandığı hesap ile bulunmaktadır.
Erzincan ovasında bulutların çok üstünde gökte yüz milyonlarca ve milyarlarca soba yakıldığında; ovadaki karları eritemeyeceğini düşünmek ile; her deprem gecesi bu ovada çok muazzam miktarda doğalgazın yandığını kabaca hesap etmek mümkündür.
Milyonlarca seneden beri Erzincan ovasında on binlerce defa deprem meydana gelmiştir.Her depremde; gökte muazzam miktarda doğalgaz yandığı halde; bu doğalgaz bitip tükenmemiştir.Doğa; Erzincan ovasında çok zengin doğalgaz yatağı varlığını açık ve belirgin şekilde ortaya koymaktadır.
ERZİNCAN OVASINDA YALNIZ DEPREMLER ESNASINDA YER ALTINDAN DOĞALGAZ ÇIKARAK YANMAKTADIR
İran ve Azerbaycan’da faylardan çıkan doğalgaz yüzbinlerce sene alevle yanmıştır.
Arabistan platosu Anadolu’yu muazzam kuvvetler ile itmekte ve Anadolu her yıl Yunanistan’a 2,5 cm yaklaşmaktadır.Arabistan platosunun bu itmesi ile Erzincan ovası her yıl 1-2 cm daralmakta ve bu ovadan geçen karşılıklı fay yüzeyleri birbirlerini zorlayarak itmektedir.Zaman ile bu itmeğe dayanamayan fay yüzeyleri depremlerden 1-2 gün gibi kısa süre önce çatlamağa başlamaktadır. Çatlayan bu fay yüzeyleri 1-2 gün gibi kısa zaman içinde kırılarak depremler meydana gelmektedir.
Deprem başlamadan 1-2 gün gibi kısa süre önce ve depremler esnasında bu çatlaklardan yükselen doğalgaz; yer altında; yer üstünde ve özellikle gökte muazzam miktarda alev ile yanmaktadır.
Deprem olayı olup bittikten sonra; Arabistan platosu Erzincan ovasını zorlayarak itmesi devam ettiğinden; açılan bu çatlaklar ve faylar vana gibi kapanmakta ve doğalgazın dışarıya çıkmasına izin verilmemektedir.
Erzincan ovasında 50-60-100 sene gibi uzun zaman sonra meydana gelecek yeni deprem tarihine kadar; doğalgazın dışarıya çıkmasına izin verilmediğinden; bu doğalgaz yatağı zenginliğini ; çok mükemmel şekilde muhafaza etmektedir.
ERZİNCAN OVASINDA PETROL VE DOĞALGAZ ARAMASI GAYESİ İLE HİÇBİR SONDAJ YAPILMAMIŞTIR.
M.T.A’nın 1/500 000 ölçekli Erzurum Jeolojik haritasında; Erzincan ovası ve civarındaki trias, jura, kretesa, eosen ve miosen gibi petrol teşekkülüne uygun katmanlar ile Diyarbakır’ın Hozro ilçesi civarındaki katmanların benzer jeolojik yapıda olduğu görülmektedir. Hozro civarında petrol ve doğalgaz aramak için 14 sondaj yapıldığı halde; Erzincan ovası ve civarında hiçbir petrol ve doğalgaz arama sondajı yapılmamıştır.
Erzincan ovasında fayların içindeki mağmatik yapılı zeminlerin çatlaklarında sıcak su aramak gayesi ile bu ovada 4 derin sondaj yapılmıştır. Bu mağmatik yapılı zemin çatlaklarından petrol ve doğalgaz bulunması mümkün değildir.
Erzincan ovasında çok zengin doğalgaz yatağının varlığını doğa kesin şekilde ortaya konmuştur. Bu nedenle bu ovada doğalgaz varlığı aranmayacaktır.Bu ovada yanlız doğalgaz yatağının nerelere kadar devam ettiğinin ve bu doğalgaz yatağının derinliğini tespit etmek için; sondajların yapılması gerektir.
ERZİNCAN OVASINDA DOĞANIN AÇIKÇA ORTAYA KOYMUŞ OLDUĞU ÇOK ZENGİN DOĞALGAZ YATAĞI VARLIĞI TPAO GENEL MÜDÜRLÜĞÜ VE TUBİTAK BAŞKANLIĞI TARAFINDAN KABUL EDİLMEMEKTEDİR.
TPAO Genel Müdürlüğüne 1998 senesinden beri ve TUBİTAK Başkanlığı’na da 2008 senesinden beri; çeşitli tarihlerde tarafımdan dilekçeler, raporlar ve yazılı belgeler sunularak; Erzincan ovasında doğa tarafından ortaya konulan bu çok zengin doğalgaz için gerekli incelemenin ve soruşturmaların yapılması ve depremleri yaşayan görgü tanıkları ile görüşülerek; bu doğalgaz yatağının bir an önce Ülkemize kazandırılması istenilmiştir.
Bu konuda tarafımdan sunulan bütün dilekçeler, raporlar, yazılı belgeler ile tarafıma verilmiş olan cevabi yazıların tamamı internette www.http://milliservet.blogspot.com WEB. sitesinde yayınlanarak; Kamuoyuna duyurular yapılmıştır.
1- TPAO Genel Müdürlüğü’nce Erzincan ovasında depremler esnasında yer altında bomba gibi patlamalar; bazı yerlerden çıkan alevlenmeler; nur gibi ışıklanmalar; gökyüzünün kızıl renge bürünmesi;deprem geceleri çok soğuk havanın ısınması; ovadaki karların erimesi gibi olayların; depremlerde enerjinin açığa çıkması ve gökte alev küresi; alev topları; (ufolar) vs. gibi olaylardan ileri geldiği; bu olayların petrol ve doğalgaz ile hiçbir ilgisi olmadığı ve Erzincan ovasının oturduğu temelin ofiyolitik melanj olduğu; bu ova altındaki petrol ve doğalgaz çökellerinin erozyon ile aşındığı; bu ovada petrol olsa dahi; ekonomik olmayacağı konusunda cevabi yazılar ile masa başında oturarak kafadan sallama beylik ve gerçek dışı bilgiler verilmiştir.
TPAO Genel Müdürlüğü’ne ; etrafı dağlar ile çevrili; üstü çok kalın alüvyon ile örtülü olan Erzincan ovası altındaki petrolü ve doğalgazı oluşturan çökellerin erozyon aşınmasına karşı çok mükemmel şekilde korunduğu ; bu sebeple bu çökellerin erozyon ile aşınmasına kabul etmek için çok geri zekalı olmak gerektiğini; Malezya Endonezya’da olduğu gibi; bu ovadan geçen fayların derinlerdeki kısımlarının ve yeraltındaki antiseklinal yapan yükselti yerlerinin içerilerinin tıka basa basınçlı petrol ve doğalgaz ile dolu olduğunu; bu ovada yapılacak sondajlarda petrol ve doğalgazın artezyen yaparak havaya fışkıracağını; bu neden ile çok ekonomik üretim yapılacağı ve petrol ile doğalgazın alev topları, alev küreleri ve ufolar ile hiçbir ilgisi olmadığı konusundaki bilimsel bilgiler T.P.A.O Genel Müdürlüğüne arz edilmiştir.
2- TPAO Genel Müdürlüğü’nün 17.06.1998/ 0118-1265 sayılı yazıları ile depremler esnasında Erzincan’da Fırat nehrinden akıp giden asfalt veya ham petrolün araştırılacağı bildirilmiştir.Aradan 11 sene geçtiği halde; bu konuda hiçbir arama yapılmamıştır.
3- TPAO Genel Müdürlüğü’nün 24.10.2008/019229-3690 en son sayılı cevabı yazıları ile; Erzincan ovası ve civarında petrol ve doğalgaz arama çalışmalarının sürdürülmekte olduğu bildirilmiştir.Aradan 1 yıl 6 ay gibi uzun zaman geçtiği halde; bu konuda da henüz hiçbir ciddi arama yapılmamıştır.
MARMARA BÖLGESİ İLE ERZİNCAN OVASINDA YER ALTINDA DOĞALGAZ PATLAMALARI İLE KORKUNÇ AFETLERİN MEYDANA GELDİĞİ VE ERZİNCAN OVASINDA DOĞALGAZ YATAĞI KONULARINA YANLIZ MADEN MÜHENDİSLERİ ODASI BAŞKANLIĞINCA İLGİ GÖSTERİLMİŞTİR.
Dünyada yanlız Marmara bölgesi ile Erzincan şehrinde ve ovasında deprem hareketleri başlamadan çok kısa süre önce; yer altında doğalgaz patlamaları ve meydana gelen canavarlar kudretindeki sıvılaşma olayları ile; kıyametler koparcasına çok korkunç afetlerin meydana geldiği; deprem hareketleri başlamadan önce; yeraltından doğalgaz patlamalarından ileri gelen bu korkunç afetlerin; deprem olayı ile ilgisi olmadığı; doğalgaz patlamaları ve deprem olaylarının birbirinden farklı ve başka başka olaylar olduğu; depremleri önlemek mümkün olmadığı halde; yeraltında doğalgaz patlamalarından ileri gelen bu korkunç afetlerin çeşitli teknik önlemler ile; az masrafla ve kolayca önlenebileceği konularında tarafımdan 10.10.2008 tarihli RAPOR düzenlenmiştir. Ve bu RAPOR ekindeki 32 adet yazılı belge ile; bu konulardaki bütün gerçekler; açık ve belirgin şekilde; ortaya konulmuştur.
Bu RAPOR ve 32 yazılı belge; 10.10.208 tarihli dilekçeler ile; Yetkili Makamlara ve İlgili Kurumlara sunularak; Ülkemiz için fevkalade önemli olan bu konulara ilgi gösterilmesi ve yardım edilmesi istenilmiştir.
1) TBMM Dilekçe Komisyonu Başkanlığının 05.11.2008/2396 nolu kararı ile; 10.10.2008 tarihli dilekçe ve ekinin tüm kurumlara gönderilmiş olduğundan; başka işlem yapılmayacağı; tarafıma bildirilmiştir.
2) Bu konuda yalnız Maden Mühendisleri Odası Başkanlığınca ilgi gösterilmiştir.
Maden Mühendisleri Odası Başkanlığının 27.10.2008/1807 sayılı yazıları ile; 10.10.2008 tarihli RAPOR’un ve 32 ekinin; kurulan komisyonca incelendiği; bu konuda Enerji Bakanlığı bünyesindeki ilgili tüm kurumların görev ve sorumluluğu bulunduğu; bu konuda Maden Mühendisleri Odası Başkanlığınca; her türlü desteğin verileceği bildirilmiştir.
Bu Oda Başkanlığının bu örnek tutumu ile vatanseverliği ve Yüceliği sergilenmiştir.
Bu Yüce Başkanlığa; teşekkürlerimle saygı ve şükranlarımı arz ederim.
3) Maden Mühendisleri Odası Başkanlığı dışında kalan diğer bütün İlgili Kurumlar; hiçbir ciddi inceleme, soruşturma ve araştırma yapmadan ve görgü tanıkları ile görüşmeden ve bu konudaki yazılı tarihi belgeler önemsenmeden; masa başlarında; kafadan sallama beylik ve gerçek dışı ifadeler ile; Ülkemiz için fevkalade önemli olan bu konular; dışlanmıştır.
TPAO GENEL MÜDÜRLÜĞÜNCE ERZİNCAN OVASINDA DOĞALGAZ YATAĞI KONUSUNDA DEĞERLENDİRME YAPMASI HALİNDE TUBİTAK (MAM) BAŞKANLIĞINCA KATKI KONULABİLECEĞİ BİLDİRİLMİŞTİR.
Tubitak Başkanlığına sunulan 01.12.2008/14325 sayılı dilekçe ile; Marmara bölgesi ile Erzincan şehrinde ve ovasında deprem hareketleri başlamadan kısa süre önce; yer altında doğalgaz patlamaları ile; kıyametler koparcasına korkunç afetlerin meydana geldiği ve Erzincan ovasında çok zengin doğal-gaz yatağı varlığı konusunda tarafımdan düzenlenen ve daha evvelce sunulmuş olan 10.10.2008 tarihli RAPOR’un Tübitak’ça teşkil edilecek “Yetkin Kurul” tarafından bütün belge ve ekleri ile incelenmesi; benim de bu heyete mutlaka davet olunarak; görüşlerimin alınması, Tubitak’ça görevlendirilecek uzman-teknik personel tarafından mahallinde; soruşturma ve araştırma yapılması ve görgü tanıkları ile görüşülmesi talep edilmiştir.
Tübitak’ça bu RAPOR ve 32 ekinin incelenmesi için; Sayın Prof. Dr. Ersin BOZKURT (ODTÜ) görevlendirilmiştir.
Sayın Prof. BOZKURT; ODTÜ’deki Makamlarında tarafımdan 2 defa telefonla arayarak; 80yaşında olduğumu; hiçbir maddi ve manevi menfaat beklemediğimi; Ülkemize faydalı olmak istediğimi; sunmuş olduğum 01.12.2008 tarihli dilekçede talep ettiğim gibi; bu konulardaki görüşlerimi açıklamak için; mutlaka görüşmek istediğim arz edilmiştir.Sayın Prof. BOZKURT 2 defa telefon numaramı alındığı halde; bu görüşme yapılmamıştır.
Tubitak’ça inşaat, jeoloji, deprem, doğalgaz ve petrol gibi konularda bilgili bilim adamları ile “Yetkin Kurul” teşkil edilmediğinden; mahallinde soruşturma ve araştırma yapılmadığından; bu konuları yaşayarak bilen görgü tanıkları ile ve benimle de görüşülmediğinden ve bu konuda sunulmuş olan 32 yazılı belgeye önem verilmediğinden bu konudaki gerçekler Sayın Prof. BOZKURT tarafından kavranamamış ve öğrenilememiştir..
Sayın Prof. BOZKURT; yer altında doğalgaz patlamasından ileri gelen korkunç afetler ve Erzincan Ovasındaki doğalgaz konuları ile hiçbir ilgisi olmayan görüş ve öneriler bildirerek; Ülkemiz için fevkalade olan bu konular dışlanmıştır.
TPAO Genel Müdürlüğü nün masa başında oturarak kafadan sallama beylik ve gerçek dışı bilgileri; Tubitak Başkanlığınca aynen kabul edilmiştir.
TPAO Genel Müdürlüğü’nce Erzincan ovasında doğalgaz yatağı konusunun değerlendirmesi halinde;Tubitak (MAM) tarafından bu konuda katkı koyabileceği; Tubitak’ın 29.03.2010/1901 sayılı yazıları ile; tarafıma bildirilmiştir.
TÜBİTAK BAŞKANLIĞINCA MARMARA BÖLGESİ İLE ERZİNCAN ŞEHRİNDE VE OVASINDA YER ALTINDA DOĞALGAZ PATLAMALARI İLE MEYDANA GELEN KORKUNÇ AFETLER KONUSU KÖKTEN DIŞLANMIŞTIR.
Tubitak’ın 29.03.2010/1901 sayılı cevabi yazılarından anlaşılacağı gibi; Marmara Bölgesi ile Erzincan şehrinde ve ovasında deprem hareketleri başlamadan önce yer altında doğalgaz patlamalarından ileri gelen korkunç afetler konusuna hiçbir ilgi gösterilmemiş ve Ülkemiz için fevkalade önemli olan bu konu kökten dışlanmıştır.
Ülkemizin en büyük bilim Kurumu olan Tubitak’ça; Marmara Bölgesi ile Erzincan şehrinde ve ovasında doğalgaz patlamalarından ileri gelen kıyametler koparcasına korkunç afetler konusunun; kökten dışlanmasının sebebini anlamak ve akıl erdirmek mümkün değildir.
ERZİNCAN OVASINDAKİ DOĞALGAZ YATAĞI ORTAYA ÇIKARILDIĞI TAKDİRDE MERSİN AKKUYUDA VE SİNOPTA NÜKLEER SANTRAL YAPILMALARINDAN VAZGEÇİLECEKTİR.
Ülkemizin elektrik enerjisinin karşılanması için Sinop ve Mersin Akkuyu’da milyonlarca USA doları gibi çok büyük masrafla ile nükleer santralarının yapılması cihetine gidilmektedir.
Doğaya ve insan yaşamına çok büyük zarar vereceği sebebi ile nükleer santrallerin yapılmasına; Kamuoyunca çok büyük tepki gösterilmektedir.
Mersin ilinde ve Ülkemizin bir çok yerinde 1939 ve 1992 Erzincan depremlerini yaşayan birçok görgü tanığı insan vardır. Depremler esnasında Erzincan ovasında gökyüzünün kızıl renge büründüğü; hava çok soğuk iken deprem geceleri sabaha kadar havanın ısındığı, hava ısındığından sabah karşı paltoların çıkarıldığı ve ovadaki donmuş karların eridiği konusundaki gerçekleri bu görgü tanıklarından öğrenmek mümkündür.
Mersin ve Sinop Valilikleri; bu illerdeki sivil toplum örgütleri ve bu illerdeki Belediyeler ile vatandaşlarımız; depremler esnasında Erzincan ovasında gökyüzünün kızıl renge büründüğü ; deprem gecesi hava çok soğuk iken sabaha kadar havanın ısındığı; hava çok ısındığından sabaha karşı paltoların çıkarıldığı ve ovadaki karların eridiği konularındaki gerçekler öğrenilerek; sebebi araştırıldığında; hem Ülkemiz çok zengin doğalgaz yatağı kazanacak ve hem de Sinop ve Mersin’de yapılacak nükleer enerji santrallerinden vazgeçilecektir.
Mersin Akkuyu’da ve Sinop’ta nükleer santral yapılmasına karşı çıkan vatandaşlarımız bu konuya ilgi göstermesi çok faydalı olacaktır.
NETİCE VE İSTEK:
Depremler esnasında gökte alev ile yanan doğalgaz ısısı ile Erzincan ovasında deprem geceleri trilyonlarca m3 çok soğuk havanın ısınması ve ovadaki karların erimesi ile; bu ova ve civarında çok zengin doğalgaz yatağının varlığı; doğa tarafından açık ve belirgin şekilde ortaya konulmuştur.
TPAO Genel Müdürlüğü’nün İran, Irak, Azerbaycan, Libya ve Türkmenistan gibi dış ülkelerde; petrol ve doğalgaz konularında; büyük başarılar gösterdiği bilinilmektedir.
TPAO Genel Müdürlüğü ve Tübitak Başkanlığı kadrolarında; Erzincan ovasındaki çok zengin doğalgaz yatağını ortaya çıkaracak bilgili ve yetenekli teknik elemanların bulunduğuna inanılmaktadır. Erzincan Valiliğince; sivil toplum kuruluşlarınca ve Erzincan ovasındaki Belediye Başkanlıklarınca; depremleri yaşayan görgü tanıkları ile toplantılar yapılarak ve soruşturularak; Erzincan şehrinde ve ovasında deprem hareketleri başlamadan çok kısa süre önce yer altından bomba gibi patlama sesleri işitildiği; yüzey arazinin deniz gibi dalgalandığı; ağaçların ve binaların yana yatıp yatıp kalktığı; depremler esnasında bazı yerlerde çıkan alevlerin göklere yükseldiği; etrafın nur gibi ışıklandığı; gökyüzünün saatlerce ve günlerce kızıl renge büründüğü; Erzincan ovasında hava çok soğuk olduğu halde; deprem geceleri sabaha kadar havanın çok ısındığı; hava çok ısındığından sabaha karşı paltoların çıkarıldığı ve ovadaki donmuş karların eridiği v.s. gibi konularındaki gerçeklerin tespit edilerek; bu gerçekler Yetkili Makamlara ve ilgili Kuruluşlara, üniversitelerimize ve bilim adamlarına bildirildiği ve bu konulara ilgi gösterildiği takdirde; Erzincan ovasındaki bu çok zengin doğalgaz yatağı çok Ülkemize kısa zamanda kazandırılacaktır.
Bu konudaki gerçeklerin tamamı veya bazıları; Sayın Genel Müdür BİRDAL ve Sayın Başkan AY ve Erzincan depremleri yaşayan sokaktan geçen hamal efendiler dahil, binlerce görgü tanığı tarafından bilinmektedir.
Erzincan ovasındaki çok zengin doğalgaz yatağı varlığı ortaya çıkarılır ise; bu yataktan Ülkemizin ihtiyacından daha çok fazla doğalgaz üretilecek; fazla doğalgaz harice ihraç edilecek; Ülkemizin ve Erzincan’ın kaderi değişecek; Ülkemiz doğalgaz bakımından dışa bağımlılıktan kurtulacak;Sinop ve Akkuyu’da nükleer enerji santralarının yapılmasından vazgeçilecek; doğalgaz ve elektrik fiyatları çok ucuzlayacak ve yüz binlerce insana iş imkanı temin edilecektir.
Bu konulara ilgi göstermek ve yardımcı olmak vatandaşlığın kutsal görevidir. Bu konulara ilgi göstermeyen kimseler kendilerine, yakınlarına, vatandaşlarımıza ve Devletimize en büyük ihaneti yapmış olacaklardır.
Bütün vatandaşlarımızın Erzincan ovası ve civarındaki çok zengin doğal yatağı varlığı konusuna yakın ilgi göstermesine ve yardımcı olmasını dilemekteyim.
Bu konularda benim ve ya başkaları tarafından verilen yalan, yanlış ve uydurma bilgi verenlere şiddetle karşı çıkılmalıdır. Bu yalan, yanlış ve uydurma bilgi verenlerin en ağır şekilde cezalandırılması cihetine gidilmelidir.
Kamuoyuna ve ilgililere önemle duyurulur.
Hüseyin Hüsnü GÜREL
İnş. Yük. Müh.(İTÜ-1953)
Tel :: 0312 439 19 25 Adres: Ahenk Sk. N: 10/11, Çankaya-ANKARA

e.MAİL :: hhgurel@hotmail.com
WEB :: http://www.milliservet.blogspot.com/,
ADRES: Ahenk Sok. 10/11 Çankaya/ANKARA
TEL: 0312-4391925

14 Mayıs 2010 Cuma

ERZİNCAN İÇİN !....
Erzincan Vakıf Başkanı Prof. Dr. Cemal AYTEMİZ; kimliğim (özgeçmişim) ve Erzincan ile ilgili başarmış olduğum önemli konular hakkında yazılar hazırlayarak kendilerine vermemi istediler. Ben de AYTEMİZ’e başarmış olduğum konulardaki yazılar ile kendi kendimi methetmiş olacağımı; benim kendi kendimi methetmeye ihtiyacım olmadığını söyledim.
Prof. Dr. AYTEMİZ; yazacağım konularda insanın kendi başarılarının gösterilmesinin doğal olduğunu söylemişlerdir.
***
HÜSEYİN HÜSNÜ GÜREL’İN ÖZGEÇMİŞİ
1930 yılında Erzincan şehrinde doğdum. Ülkemizin en büyük 1939 depremini ilkokulun 3.ncü sınıfında Erzincan şehrinde yaşadım.
1941 yılında ilkokuldan, 1945 yılında ortaokuldan, 1948 yılında Erzurum lisesinden ve 1953 yılında da İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesinden mezun oldum.
1953-54 yıllarında İller Bankası içme suları kontrol mühendisliği, 1954-1958 yıllarında serbest mühendislik, 1959 yılında Yedek Subay olarak askerlik görevi, 1960-61 yıllarında İstanbul da NATO inşaatlarında kontrol mühendisliği, 1961-1965 yıllarında Erzincan D.S.İ Başmühendisliği görevi; 1965-1970 yıllarında İller Bankası Simel Şirketinin taşeron müteahhitliği, 1970-2000 yıllarında Erzincan da kömür ve krom madenlerinin üretim faaliyetinde bulundum; kendi işimden Bağ-Kur emeklisi bulunuyorum.
Evliyim ve iki oğlum var.
***
1. ERZİNCAN ŞEHRİNİN VE OVASININ ÇAMLANDIRILMASI
Hüseyin Hüsnü Gürel; İnş. Yük. Müh.
1950 Yılında İstanbul Teknik Üniversitesinde talebe iken; Erzincan eşrafından Malatyalı oğullarından; petrol istasyonu sahibi Dursun MALATYALIOĞLU; mavi çam, sedir, köknar gibi kıymetli süs çamlarının adetlerini gösterir bir liste ile bana 50,_ lira para verdi. Mart ayında İstanbul da Büyükdere Orman fidanlığından; listede gösterilen çam fidanlarını alarak; İhsaniye ambarı ile Erzincan’a göndermemi istedi.
1950 Yılında Teknik Üniversitede okurken; ailem bana her ay 100,_ lira gönderiyordu. Bu sebep ile bana verieln 50,_ lira önemli bir paraydı.
Mart ayı gelince İstanbul da Büyükdere Orman fidanlığına giderek; gelin gibi, kız gibi genç ve taze çam ağacı fidanlarının sökülerek; kökleri bezlere ve çuval parçalarına sarılarak; teslim edilmekte olduğunu gördüm.
1950 Yılında Erzincan şehrinde ve ovasında hiçbir çam ağacı yoktu. Bu tarihte Erzincan ovası; Fırat nehrinden henüz sulanmıyor ve Erzincan ovası susuz bir çöl halinde bulunuyordu.
Büyükdere fidanlığından alacağım kız gibi; yeni gelin gibi genç çam fidanlarının Erzincan çölünde yetişemeyeceğini, ve kız gibi, gelin gibi çam fidanlarının kuruyarak heder olacağını düşünerek; bu çam fidanlarını almaktan vazgeçtim.
Dursun MALATYALIOĞLU; Erzincan çölünde kız gibi, gelin gibi çam fidelerinin yetişemeyeceğini ve heder olacağını düşünerek; bu çam fidanlarını almaktan vazgeçtiğimi bildirdim.
Rahmetli MALATYALIOĞLU; vermiş olduğu 50,_ lirayı yediğimi düşünerek; bana 50,_ lira daha göndereceğini ve bu çam fidanlarını göndermemi istedi. Ben de kendisine 50,_ lirayı yemediğimi; yeniden para göndermesine ihtiyaç olmadığını, en kısa zamanda bu çam fidanlarını alarak Erzincan’a göndereceğimi bildirdim.
Büyükdere Orman fidanlığından aldığım çam fidanlarının köklerini bezlere ve çuval parçalarına sardırarak ve özen ile bir karış boyundaki çam fidanlarını Erzincan’a gönderdim.
Bu çam fidanlarının Erzincan çölünde mutlaka kuruyarak heder olacağına; inandığım için; bu çamların akıbetini takip etmedim.
1963 Yılında Erzincan D.S.İ Başmühendisi iken; Erzincan da 13. Subat Çarşısının arkasına yakın olan bir bahçe içinde; 2m. kadar boylarında olan mavi çam, sedir, köknar gibi çam ağaçlarının bulunduğunu gördüm. Bu bahçenin Dursun MALATYALI OĞLU’na ait olduğunu öğrenince; bu çam ağaçlarının fidanlarını İstanbul Büyükdere Fidanlığından alarak 1950 yılında tarafımdan gönderilmiş olduğunu şaşkınlıkla ve büyük bir sevinçle anımsadım.
Bu çam ağaçları Erzincan şehri içme suyu ile sulanarak büyümüştü.
Orman İşletme Müdürlüğünde; Askeriyede ve D.S.İ deki orman mühendislerine; bu bahçede yetişmiş olan çam ağaçlarını gösterdim. Erzincan şehrinde ve ovasında çam yetiştirilmesi için; gerekli iklim koşullarının müsait olduğunu; tespit ettim..
Erzincan şehri ile ovasında çam ağacı yetiştirilmesi için gerekli hazırlıklara başladım.
İstanbul Büyükdere Orman fidanlığından veya başka fidanlıklardan mavi çam, sedir, köknar gibi süs çamlarının para ile alınması çok pahalı oluyordu. Sivas Çamlıbel Orman fidanlığından; Valilikte hiçbir ücret ödemeden çam fideleri alınabileceğini öğrendim.
1963 Yılında fotokopi makinesi yoktu. Teksir kağıtlarına; çam fidelerinin ne şekilde dikileceği ve bu fidanların bakımı ile birinci; ikinci yıllarda mutlaka sulanması gerektiği konusunda talimat şeklinde gerekli bilgiler yazıldı.
Erzincan da Askeriye; Şeker ve İplik fabrikaları, Belediye, D.S.İ, Kız Enstitüsü, bütün okullar; Kaymakamlıklar gibi resmi ve özel kurumlara Sivas Çamlıbel Orman fidnlığından 100 000 adet karaçam ile; 100 000 adet sarıçam fidanlarının getirileceğini ve ücretsiz olarak verileceği bildirildi.
Bu kurumların her birinin alacağı fidanlar adetleri liste halinde belirlendi.
Bütün hazırlıklar tamamlandıktan sonra; Rahmetli Vali Kemalettin GAZEZOĞLU’na Dursun MALATYALIOĞLUNUN bahçesindeki çamları göstererk; Valilikçe yardım edilmesini talep ettim. Kendileri çok heyecanlanarak; çok memnun oldu ve her türlü yardımı seve seve yapmaya amade olduğunu söyledi.
Erzincan’ın pazarı pazartesi günü idi. D.S.İ den 2. kamyon gönderilerek 100 000 adet karaçam ve 100 000 adet sarıçam fidan pazartesi günü getirilerek; Belediye bahçesinde resmi ve özel kurumlar ile isteyen herkese ücretsiz bu çam fidanları verilerek dağıtımı yapıldı. Bu çam ağaçlarının Belediye bahçesinde ücretsiz verilmekte olduğu; önceden tellallar ve hopörlerle ilan edildi.
Bu çam fidanlarının dikilmesi, bakımı ve sulanması için hazırlanan talimat; bu fidanların teslimi esnasında herkese verildi.
Dağıtılan fidanlardan 8000 adet İplik Fabrikası Müdürü rahmetli Firuz AKAGÜNDÜZ almıştı. Bu Yüce Müdürümüz İplik Fabrikası bahçesine bu fidanların dikilmesi esnasında hepsinin başında bulundu ve gerekli özen gösterildi. Bu 8000 fidanın tamamına yakın bölümü tuttu. Bu çam fidanlarından yok denilecek kadar çok az fire verdi.
İplik fabrikası; 10-15 sene sonra bu çam fidanlarını seyrekleştirmek için; birçok çamı piyasaya büyük fiyatlar ile sattı. Halen iplik fabrikası bahçesinde 6000-7000 adet çam vardır.
1963 yılında Sivas Çamlıbel Orman fidanlığından getirilen 200 000 adet çamdan; Erzincan Şeker ve İplik fabrikaları, Kız Enstitüsü, Belediye parkı, D.S.İ, Girlevik hidroelektrik santralı, Askeriye gibi resmi yerlerde ve özel şahısların bahçelerinde 30 000 adet kadar çamın büyüdüğü; bu çamların 70-80cm. kutrunda tomruk haline geldiği; bu çamların 8-10m. boyunda uzadığını; bu yerlerde görmek mümkündür. Dağıtılan bu çam fidanlarının bakımı ve sulaması yapılmış olsaydı; daha çok çam ağacı yetişmiş olacaktı.
Erzincan şehri ve ovasında çam ağacı yetiştirilmesinde vesile olan Dursun MALATYALIOĞLU ile Yüce Valimiz Kemalettin GAZEZOĞLU daima rahmetle anılacaktır. ***
2. BARAJLAR VE GÖLETLER İLE HAVANIN NEM ORANI ARTARAK ERZİNCAN’IN İKLİMİ DEĞİŞMİŞTİR.
Hüseyin Hüsnü Gürel; İnş. Yük. Müh.
Havanın nem oranları değişen yerlerde iklimler de değişmektedir.
Nemi az olan kurak ortamlarda hava kısa zamanda ısınmakta ve kısa zamanda da soğumaktadır.
Erzincan da Keban, Tercan, Çatalarmut (Esesi barajları) ve civardaki göletlerin inşaları ile havanın nem oranı artmış önemli ölçüde iklim değişikliği olmuştur.
1) Erzincan da havanın nemi arttığından gündüz ile gece arasındaki ve mevsimler
arasındaki ısı farkları azalmıştır. Yazlar ve kışlar daha ılıman geçmektedir.
2) Eskiden havanın nemi az olduğundan yaz aylarında öğleden sonra hava
çok ısınarak; kızgın sam yelleri (rüzgar) esiyordu. Kızgın ve kuru olan sam yelleri estiğinde; ağaçların ve bitkilerin suyunu ahtapot gibi emiyen ve bitkiler haşlanarak ve çok az ürün alınıyordu.
3) Kuru hava ile nemli havanın ışığı yansıtan indisleri çok farklıdır.
Eskiden Karadeniz yönünden gelen çok nemli hava ile Erzincan da ki kuru hava karşı
karşıya gelince, bu havanın indislerinin çok farklı olması sebebi ile gökkuşağı (ebem kuşağı) olayları çok meydana geldiği halde; Erzincan da hava neminin artması ile bu indis farkları azalmış ve gökkuşağı olayları da daha az meydana gelmeye başlamıştır.
4) Eskiden Erzincan da havanın nemi çok az olduğundan; geceleri hava soğuması ile
çiğ çökmesi olayı ve havanın çok soğuması halinde de kırağı çökmesi olayları meydana geliyordu. Erzincan da havanın neminin artması ile; çiğ ve kırağı çökmesi olayları; meydana gelmemektedir.
5) Eskiden havanın çok az nemli ve kurak olması sebebi ile; Erzincan ovası
etrafındaki dağlarda temmuz, ağustos ve eylül aylarında dağlardaki bitkiler kuruduğundan bu dağlarda yeşillik görünmediği halde; havanın neminin artması ile bu dağlarda temmuz, ağustos ve eylül aylarında az miktarda yeşillik görünmektedir.
6) Erzincan da havanın nem oranlarının artması sebebi ile; ilkbahar mevsimi erken
geldiğinden ağaçlar daha erken çiçek açmaktadır.
Abrulun beşi (18 Nisan) fırtınasında havanın çok soğuması ile; meyve ağaçların açan çiçekleri üşüyerek donmakta ve bu ağaçlar meyve vermemektedir.
Kork abrulun beşinden; öküzü ayırır eşinden atasözü ile; abrulun beşi fırtınasında havanın çok soğuduğu ifade edilmektedir.
7) Bu tarihten 10 yıl kadar önce; abrulun beşi fırtınasında hava çok
Soğuduğundan Erzincan da ki bütün kaysı ağaçlarının çiçekleri üşüyerek donmuş ve bu kaysı ağaçları meyve verememişti.
Erzincan da Ekşisu maden suyunun 3-4 km. doğusunda eski Erzincan-Erzurum yoluna yakın olan büyük bir bahçede bütün kaysı ağaçlarının yıkılırcasına meyve vermiş olduğunu gördüm. Civarda hiçbir yerde kaysı ağaçları meyve vermediği halde; bu bahçede bütün kaysı ağaçlarının meyve vermesi olayının sebebini merak ettim. Bu bahçe sahibini arayarak buldum. Erzincan da ve civarda hiçbir yerdeki kayısı ağaçları meyve vermediği halde; kendi bahçesindeki kayısı ağaçlarının hangi sebep ile meyve verdiğini sordum.
Bu çok akıllı ve üstün yetenekli köylü vatandaşımız; Erzincan da iklimlerin değişikliği
sebebi ile; ilkbahar mevsiminin erken geldiğini; kaysı ağaçlarının erken çiçek açtığını; abrulun beş fırtınası soğuğu ile çiçeklerin üşüyerek donduğunu; kaysı ağaçlarının erken çiçek açmaması için dağlardan gelen ve boşa akıp giden soğuk kar suları ile; bu kaysı ağaçlarını kesintisiz devamlı suladığını; abrul beş fırtınası geçtikten sonra; bu suları keserek; bu tarihten sonra bu ağaçların çiçek açtığını ve bu uygulama ile bahçesindeki kaysı ağaçlarının her sene bol miktarda meyve verdiğini söyledi.
Bu çok akıllı ve üstün yetenekli köylü vatandaşımızı tebrik ederek;yüzünü
gözünü öptüm.
Erzincan da abrulun beş fırtınası soğuğunda kaysıların çiçekleri üşüyerek donduğundan; 10-12 yılda bir defa tesadüfen kaysılar meyve vermektedir. Bu sebeple; kaysı ağaçları sökülmesi cihetine gidilmektedir.
İlkbahar da dağlardan gelen ve boşa akıp giden kar suları ile; abrulun beş fırtınası geçinceye kadar ağaçlar sulandığı taktirde; her yıl çok bol miktarda kaysı elde edilecektir. Bu durum da Erzincan da kaysı ağacı yetiştirilmesine özen gösterilecektir. Erzincan da her yıl çok bol kaysı meyvesi elde edilince; Malatya da olduğu gibi kaysı meyvesi ve kaysı çekirdeği haricen ihraç edilecek ve çok büyük gelir sağlanacaktır.
Anadolu da bazı yerlerde İlkbahar da ağaçların geç uyanması ve geç çiçek
açması için; bu ağaçların kök kısımlarına kar ve buz konulduğu bilinilmektedir.
İlkbahar da dağlardan gelen çok soğuk kar suları ile; sulama sureti ile ağaçlar geç çiçek açtırma yöntemi hem daha kolay, hem daha emniyetli ve hem de masrafsız çözüm yoludur.
Erzincan da kaysı ve benzeri başka ağaçların İlkbahar da geç uyanması ve geç çiçek açması için; abrulun beş fırtınası geçinceye kadar bu ağaçların soğuk kar suları ile sulanması konusunda; Tarım Bakanlığı ve Erzincan Valiliğince; çiftçilere bilgi verilmesi ve bu konuda yardım edilmesi; çok faydalı olacaktır. ***
3. ERZİNCAN DA YAPILMASI ÇOK FAYDALI OLABİLECEK YATIRIMLAR.
Hüseyin Hüsnü Gürel; İnş. Yük. Müh.
Erzincan Doğu Anadolu civarda en büyük ovası olan çok önemli bir ilimizdir.
Erzincan ovasının 1100-1250 gibi yüksek rakımda bulunduğundan diğer yörelere göre sebze ve meyve ürünleri iki ay kadar geç yetişmektedir. Bu sebzeler ve meyveler son tufanda ürünleri olarak daha pahalı fiyat ile pazarlanmaktadır.
Bu neden ile; Erzincan ovasında bazı yatırımların yapılması çok faydalı olacaktır.
1) 1960-1963 yıllarında Erzincan ovasının sulama projesi yapılırken; bu ovadaki
yüksek kotlu yerlerinin de cazibe sureti ile sulanması için; Fırat suyunun Sansa boğazından yüksek kottan alınması düşünülmüştür. Sansa boğazında inşa edilecek sulama ana kanalının; yan derelerden ve sellerden gelecek rusubatla dolması tehlikesi sebebi ile; bu projeden vazgeçilmiştir.
1960-63 Elektrik fiyatları çok ucuz olduğundan; Erzincan ovasının yüksek rakımlı yerlerinin elektrikli pompaj ile sulanması projesi ekonomik bulunmuştur.
Günümüzde elektrik fiyatları çok pahalı olduğundan; elektrikli pompaj ile sulama fiyatları anormal ölçüde artmıştır. Çiftçilerimiz büyük ölçüde artan sulama fiyatları karşısında tarlalarını ekmekten vazgeçmişler veya tarlalarını ucuz fiyatlarla satmak mecburiyetinde kalmışlardır.
1963 yıllarında Erzincan ovasının yüksek rakımlı yerlerini sulayabilecek 5 m3/sn. gibi büyük debili suyu isale edebilecek; geniş çaplı basınçlı borular imal edilmiyordu.
Günümüzde geniş çaplı basınçlı borular imal edildiğinden; Sansa boğazında yüksek kottan alınacak sulama suyunun borular ile cazibi sureti ile isalesi mümkündür.
Erzincan ovasında yılda 4 ay sulama yapıldığından; Sansa barajından borular ile isale edilecek sulama suyu; yılın 8 ayında boşa akıp gidecektir.
Sansa boğazından yüksek kotlarda alınacak suyun basınçlı borular ile isalesi halinde; isale edilecek fazla suların ve sulama mevsimi dışındaki suların inşa edilecek hidroelektrik santralinde elektrik üretiminde kullanılması mümkündür.
Sansa boğazında yüksek kotlardan alınacak suların basınçlı borular ile isalesinde; hem cazibe ile sulama yapılacağından ve hem de elektrik üretileceğinden ekonomik çözüm imkanı bulunabilecektir.
D.S.İ Genel Müdürlüğünce bu projenin etüt edilerek; ekonomik olup olmayacağının belirlenmesi gerektir.
2) Damlama sulamalarında çok az miktarda sulama suyu kullanılmakta; yalnız bitki köklerine gübre verilmekte; yalnız bitki köklerinin bulunduğu yerlerde çapalama yapılmakta ve çok bol miktarda hormonsuz kaliteli ürünler elde edilmektedir.
Bu çok bol miktardaki hormonsuz ve kaliteli ürünler; yüksek fiyatlar ile pazarlanacağından; damlama sulaması ile; Erzincan ovası çok kıymetlenecektir.
Damlama sulaması yapılan yerlere; teşvikler ve düşük faizli krediler verilmekte ve Dünya Bankası tarafından da hibe şeklinde bu yerlere yardımlar yapılabilmektedir.
Tarım Bakanlığı ve D.S.İ Genel Müdürlüğünce; Erzincan ovasının bazı bölümlerinide veya bu ovanın tamamında damlama sulaması yapılması konusunda etüt yapılması çok faydalı olacaktır.
3) Erzincan ovasında Fırat suyu ile sulama yapılan tarlalarda, bahçeşlerde ve bağlarda; çok büyük ölçülerde
otlanma ve dikenlenme meydana gelmektedir. Otlanma ve dikenlenme olan yerlerde hem çok az ürün elde edilmekte ve hem de otlar ile dikenlerin temizlenmesi için çok büyük masraf ile çok büyük emek verilmektedir.
Fırat nehri boyunca civarda yetişen otların ve dikenlerin tohumları ile polenleri Fırat nehri suyunda yüzerek;su alma prizlerine kadar gelmektedir. Su üstünde yüzen otların ve dikenlerin tohumları, polenleri su alma prizlerinden sulama ana kanallarına, girerek tarlalara, bağlara ve bahçelere taşınmakta ve bu çok büyük ölçüde otlanma ve dikenlenme meydana gelmektedir.
Erzincan ovasındaki prizlerden sulama ana kanallarına alınacak sular; sifonlar vasıtası ile su yüzeyinden 5-6 m. gibi derin kotlardan alınması halinde; ana kanala otların ve dikenlerin su yüzünde yüzen tohumları ile polenleri girmeyecek ve otlanma ile dikenlenme çok az masrafla ve kolayca önlenmiş olacaktır.
Erzincan ovasında prizlerden sifonlar ile derin kotlardan sulama ana kanalına su alınması konusunda Tarım Bakanlığı ve D.S.İ Genel Müdürlüğünce etüt yapılması fevkalade faydalı olacaktır.
4) Erzincan ovasında Fırat suyu sulama yapılan yerlerde; kavun, karpuz, salatalık, kabak, biber gibi sebzelerin çiçekleri ve bu sebzelerin dölleri Fırat suyu ile temas ettiği taktirde; bu sebzelerin çiçekleri ve dölleri çürümekte ve ürün alınamamaktadır.Fırat suyunda sebze çiçeklerini ve döllerini çürüten kimyasal maddenin bulunduğu belli olmaktadır.
Fırat nehri boyunca bulunana fabrikalar; imalathaneler ve kanalizasyon tesisleri gibi yerlerden karışan kimyasal maddeler sebebi ile sebzelerin çiçeklerinin ve döllerinin çürüdüğü anlaşılmaktadır.
Erzincan ovasında Fırat suyu ile sulanan yerlerde sebzelerin çiçeklerinin ve döllerinin hangi sebep ile çürüdüğü konusunda; Tarım Bakanlığınca ve D.S.İ Genel Müdürlüğünce araştırma yapılması ve konuya çözüm bulunması; fevkalade faydalı olacaktır.
5) Erzincan şehrinin içme suyu şebekesi 12 Fransız sertliğinde ve 22 Lit/sn. debili su ile Kurutilek membaasından ve 25 Fransız sertliğinde ve 15Lit/sn debili su ile; Karasu drenajından cazibe isalesi ile beslenmektedir. Cazibe ile isale edilen bu sular kafi gelmediğinden; Erzincan ovasında açılan sondajlardan elektrikli pompaj sureti ile alınan sular ile; şehrin içme suyunun çok büyük kısmını karşılamaktadır.
Günümüzde elektrik fiyatları anormal ölçüde arttığından elektrikli pompaj ile temin edilen içme suları çok pahalıya mal olmaktadır.
Bu sebep ile Erzincan şehri içme suyu şebekesinin cazibe ile isale edilen membalardan temin edilmesi; çok faydalı olacaktır.
a) 1939 depremi ile terk edilen Eski Erzincan şehrinin bütün çeşmelerin suyu; bu şehrin her evinde bulunan bahçelerde yetişen ağaçların ve bazı bahçelerde yetişen sebzelerin sulama suları; şehirdeki hamam suları; şehirdeki Beyoğlu Mehmet Bey; Nazilli:ler gibi birçok büyük bahçeler için özel olarak verilen sular ve bu şehirdeki Saray meydanında şadravandan akan suların tamamı ile Aşağı ve Yukarı Aslanlı (Vağaver) köylerinin çeşme suları Kurutilek membasından kehriz (Kargir galeri) ile; cazibe isalesi sureti ile temin ediliyordu.
b) Yeni Erzincan şehrinde arıtma tesisinin inşası esnasında; DDY. civarında yapılan kazı hafriyatında; 2-3 m. gibi derinliklerde çapları 10-12 cm. olan 7-8 adet susuz porhenke (kiremit büzler) rastlanmıştır. Bu porhenkler ile Kurutilek membaadan Eski Jandarma Okulu ve Bayram Mescidi gibi yerlere içme suyu isale edildiği; anlaşılmaktadır.
Zaman ile bu porhenklerin kırılması veya tıkanması sebebi ile bu suların sızarak kayıp olduğu anlaşılmaktadır. Bu porhenklerin ayrı ayrı her birinden en az 1 Lit/sn. su isale edildiği kabulü ile; eskiden Kurutilek membaasından alınmış olan en az 7 lit/sn. gibi önemli miktarda ve yılda en az 200 000m3 su porhenklerde kayıp olmaktadır.
c) Erzincan şehrinde Eski Kızılay temsilcisi 90 yaşlarında bulun Arif SAĞIR büyüğümüz; Kurutilek membasından kehriz ile; Eski Erzincan şehrine büyük debili suyun edilmiş olduğu ve Kurutilek membasından porhenk ile Ekşisu civarına bile su isale edilmiş olduğu konusunda çok önemli bilgi vermektedir. Erzincan ve civar köylerde yaşayan yaşlı insanlarda Kurutilek membaa da çok büyük ölçüde suyun varlığını bilmektedir.
Eskiden Kurutilek membadan en az 50Lit/sn. gibi çok büyük suyun cazibe isalesi ile alındığı belli olmaktadır.
Kurutilek membaa suyu Erzincan ovasında Kırlılar tepesi güney eteğinden geçen faydan yükselerek çıkmaktadır. Bu fay binlerce m. gibi çok derinlikte ve yüzlerce km. gibi çok büyük boydadır. Bu fay çok mükemmel şekilde drenaj hendeği görevini yapmakta ve Spikor dağlarından gelen çok üstün, evsaflı serpantin sularını toplamaktadır.
Bu fay civarında zemin parçalanarak ve çatlayarak çok çürük zemin haline gelmiştir. Bu fay çatlağında toplanan suyun bir kısmı Kurutilek membasından yükselmekte ve yükselen sular yüzeye çıkmadan ovanın kumlu, çakıllı zeminine sızarak kaybolmaktadır. Bu faydaki toplanan suyun çok önemli bölümü de fay içinden akıp gitmektedir.
Eski insanlar; 80-100 m. uzunluğunda bir tünel galeri yaparak fay civarına ulaşmışlar ve ova alüvyonuna sızarak; kaçan suyun bir kısmını ufak drenaj hendeklerinde toplayarak; Eski Erzincan şehrine kehriz ile cazibe sureti ile isale etmişlerdir .
Eski insanlar fayın yapısı çok çürük olduğundan açtıkları tünel galeri ile fayın içerisine giremediklerinden fay içinden akıp giden fay çatlaklarından sızan suları alamamışlardır.
Kısacası; Kurutilek mebaasında cazibe ile isale edilmesi mümkün olan ve çok büyük debili; çok üstün evsaflı içmeye elverişli bulunmaktadır.
Eskiden büyük ölçüde kazı yapabilecek iş makineleri yoktu. Eski insanlar 80-100 m. boyunda tünel galeri yaparak; yüzeyden 9-10 m. derinlikte bulunan çok çürük yapılı fay civarına ulaşabilmişlerdir. Bu fay çatlağından Erzincan ovası alüvyonuna sızan kaçak suların bir kısmını toplamışlar ve Eski Erzincan şehrine kehriz ile isale etmişlerdir.
Kurutilek membaasında eskavatör ile 10 m. derinlikte açık işletme şeklinde hafriyat yapılması halinde; fay içerisinde akıp giden sular; ova alüvyonuna sızan sular ve eskiden porhenkler ile alınan suların tamamı ayna gibi ortaya çıkacaktır. Bu suret ile faydaki suların tamamı toplanarak alınacaktır.
Kurutilek membaada yapılacak daha derin hafriyatlar ile bu membaadan daha bol su elde edilecektir.
Kurutilek hafriyat membaasında açık işletme hafriyatı yapıldıktan sonra; bu hafriyat tabanından; fay çatlağını kesecek şekilde sondajlar yapıldığı taktirde; bu sondajlardan artezyenler şeklinde sular fışkıracak ve daha çok bol sular cazibe isalesi ile Erzincan şehri içme suyu şebekesini besleyecektir.
Kurutilek membaasın da yapılacak 10 000 m3 gibi açık işletme hafriyatı ve bu membaada yapılacak sondajlar ile imalatlar için en fazla 60 000,_ TL gibi masraf yapılması yeterli olacaktır. Bu masraf ile Kurutilek bu membadan çok bol su elde edilecektir.
Kurutilek membaasından elde edilecek 3 Lit/sn. fazla su ile yılda takriben 85 000 m3 cazibe ile isale edilecek içme suyu kazanılacaktır. Bu 3 Lit/sn debili bu suyun bir yıllık geliri bile; yapılacak bütün masrafı fazlası ile karşılayacaktır.
Kurutilek membaasında yapılacak hafriyat ve imalat projeleri; bu konuda bilgili ve deneyimli mühendisler tarafından yapılmalıdır. Bu hafriyatların ve imalatların yapılması esnasında; bu konu da bilgili ve deneyimli mühendislerin iş başında bulunması gerekli ve şarttır.
6) Erzincan şehrinde Kurutilek membadan geçen fayın 300-400 m. kuzeyinden (Kırklar tepesi kuzey yamacı eteğinden) bu faya paralel bir fay geçmektedir.
Kırklar tepesinin kuzeyinden geçen bu fay da çok mükemmel şekilde drenaj kanalı görevi yaparak; Spikor dağlarından gelen üstün evsaflı sarpentin sularını toplamaktadır.
Bu kuzey fayın suyu hiçbir yerde yüzeye çıkmamış ve hiçbir yerde iz vermemiştir. Bu kuzey fayından su yükselse bile; bu sular yüzeye çıkmadan kumlu-çakıllı zeminden sızarak akıp gidecektir.
Bu kuzey fayını kesecek şekilde sondajlar yapılır ise; bu faydan akıp giden su bulunacaktır. Bu fay suyu bulunduktan sonra; tünel galeri veya yarma yapılarak; bu su Erzincan içme su şebekesine cazibe ile isalesi yapılabilecektir. Bu kuzey fayında sondajları ile su aranması için; çok büyük masraflar yapılmayacaktır.
7) Erzincan şehri şebekesini 25 Fransız sertliğinde ve 15 Lit/sn. su ile besleyen Karasu drenajı 1963 yılında İller Bankası müteahhidi BERG şirketince inşa edilmiştir. Bu drenaj projesine göre batı-doğu istikametinde ve 400 m. uzunluğunda yapılmıştır.
1963 Yılında eskavatör tipi kazıcı iş makinesı olmadığından; bu drenaj kanalı hafriyatı el ile yapılmıştır. Bu drenaj kanalı 6 m. derinlikte kazılınca mavi kil tabakası üstünden sızarak akıp giden sular büzlere toplanmıştır.
BERG Şirketince projesine göre 400 m. uzunluğunda drenaj hendeği kazıldıktan sonra bu drenaj kanalının doğu uç kısmında (ağaçların bulunduğu yerde) mavi kil üstünde suyun doğuya doğru sızarak devam ettiği ve akıp gittiği görülmüştür.
Eskavatör ile Karasu drenajının doğu ucundan; doğuya doğru 6 m . derinlikte hafriyat yapılırsa; mavi kil üstünden sızarak akıp giden sular toplanacak ve Karasu drenajı suyu debisi 3-5-7 Lit/sn. çoğaltılacaktır.
Karasu drenajında yeni drenaj hendeği kazısı eskavatör ile yapılacağından; yapılacak masraf çok az olacaktır.
Karasu drenajı Erzincan şehri şebekesini cazibe sureti ile beslediğinden; Karasu drenaj suyunu 1 Lit/sn. arttırmak bile; yapılacak masrafları fazlası ile karşılayacaktır.
8) Erzincan-Ekşisu asfaltından Ekşisu Kaplıca yoluna giriş yerinde siyah kahve renginde deve büyüklüğündeki taşlar; bazalt kayaçlarıdır. Bu bazaltlar 200 000-300 000 sene gibi yakın zamanda sıcak lav halinde faylardan yükselerek yüzeye çıkarak soğumuşlardır. Bu bazaltların derinlerde bulunan kısımları halen çok sıcak bulunmaktadır.
Bu bazalt çatlaklarından ısınarak yükselen sular; kaplıcanın sıcak sularını oluşturmaktadır.
a) Bu tarihten 15-16 sene önce M.T.A tarafından Erzincan ovasında faylarda sıcak su aramak gayesi ile; dört yerde derin sondaj yapılmıştır. Bu sondajlardan bir tanesi de Ekşisu kaplıcasında yapılmıştır. M.T.A sondajının yapıldığı yerde ova alüvyonunun 10-12 C° sıcaklığında tazyikli yer altı suyu bulunmaktadır.
Bu M.TA sondajının yapılmış olduğu yerde; Erzincan ovası alüvyonunun 10-12 Cº sıcaklığındaki sular ile yeraltında sıcak kaplıca suları karıştığından, hakiki kaplıca suları hem soğumakta ve hem de bu kaplıca sularının evsafı bozulmaktadır. Halen M.T.A sondajdan artezyen şeklinde 32 C° sıcaklığında kaplıca suyu çıkmıştır.
MTA sondaj bazalt kayaçlarından 200-300m.uzak yerde yapılmıştır. Bu sondaj bazalt kayaçlarının bulunduğu yerde yapmış olsaydı; hem daha sıcak ve hem de daha iyi evsaflı kaplıca suyu bulunacaktı.
İnsan vücudu 36.5 C° sıcaklığında bulunmaktadır. Kaplıca sondajındaki 32 Cº sıcaklığındaki kaplıca suyu sıcaklığının 4-5 Cº arttırılması insanlar için faydalı olacaktır.
Bazalt kayaçlarındaki çatlakları kesecek şekilde; sondajlar yapıldığı taktirde; çok sıcak ve çok iyi evsaflı sarımsı hakiki kaplıca suyu bulunacaktır.
b) Ekşisu da MTA ca yapılan sondajın 300-400 m. batısında eksi kaplıca suyu binasının harabesi yeri bulunmaktadır. Bu kaplıca harabesinin bulunduğu yerdeki havuz içinden çok az miktarda sarımsı yeşil renkte kaplıca suyunun eskiden yeraltından yükselerek çıktığını; bu kaplıca suyu ile beyaz renkli iç çamaşırların sarımsı yeşil renge boyandığını; civardaki köylüler ve yaşlı insanlar bilmektedir.
Bu havuzdan çıkan hakiki kaplıca suyu kayıp olmuştur.
Yüz binlerce seneden beri eski kaplıca yerinden çıkan kaplıca suyu kimyasal tesiri ile bu yerdeki alüvyon zemin sertleşerek yumuşak kaya haline gelmiştir. Bu yumuşak kaya zemin altındaki bazalt kayaçlarının çatlaklarında sarımsı yeşil renkte hakiki kaplıca suyu bulunmaktadır.
Halen Erzincan Ekşisu kaplıcasının 32 ºC sıcaklığındaki sondaj suyu; sevilen ve dertlere şifalı çok kıymetli bir kaplıca suyudur. Bu sondajdan çıkan kaplıca suyu çok az sarımsı renktedir.
Bu kaplıcada arama ile sarımsı yeşil renkte ve daha sıcak hakiki kaplıca suyu bulunduğu taktirde; fevkalade sevilen; fevkalade şifalı ve çok kıymetli kaplıca suyu olacaktır.
1964 yılında rahmetli Erzincan Belediye Başkanı Nedim MURATOĞLU zamanında; halen Erzincan şehrinde yaşayan 86 yaşındaki eski şoförlerden Hayri DUMDU ile beraberce; eski kaplıca harabesinin bulunduğu yerde; yumuşak kayalık zeminde; basit sondaj makinesi ile; 3-4 m. derine inilmiş ve çok az miktarda 38.5 ºC sıcaklıkta sarımsı yeşil renkte hakiki kaplıca suyu bulunmuştur. Çok cüzi miktarda bulunan bu hakiki kaplıca suyu kaybolmuştur.
Elimizde iyi sondaj makinesi bulunmadığı için; bu yerde daha derinlerde kaplıca suyu araması yapılamamıştır.
1964 yılında eskavatör tipi iş makinesi bulunmadığı için; açık işletme şeklinde hafriyat ile bu yerdeki kaplıca suyu araması yapılamamıştır.
Eski kaplıca harabesinin bulunduğu yerde kazılı ucu olan eskavatör ile 2-3 gün açık işletme şeklinde derin hafriyat yapıldığı taktirde; 38.5 C° den daha çok sıcak ve sarımsı yeşil renkte ve çok şifalı hakiki kaplıca suyu bulunacaktır.
Eski kaplıca harabesinin bulunduğu yerdeki yumuşak kayaların altındaki bazaltların çatlaklarını kesecek şekilde sondaj yapılır ise; artezyen halinde hakiki kaplıca suyu fışkırarak çıkacaktır.
Ekşisu Kaplıcasında kaplıca suyu aramasında ve bu yerde yapılacak sondajlar ile imalatlarla deneyimli mühendislerin çalıştırılması şart ve gereklidir. ***
4. YAŞLI ORD. PROF. ÖMER KERİM ÇAĞLAR GENÇ İNSANLARIN AYAĞINI ÖPMEK İSTEMİŞTİR.
Hüseyin Hüsnü Gürel; İnş. Yük. Müh.
Erzincan Bögert maden suyu 1939 Erzincan depreminde çok azalmıştır. 1972 Yılında bu maden suyu paslanmış demir bir lüleden iki sigara kalınlığında akıyordu.
Zaman ile bu maden suyunun evsafı bozulmuş ve bu maden suyundan kükürt kokuyordu. Bögert maden suyu kükürt koktuğu halde; çok şifalı olduğu için; sevilerek içiliyordu.
1972 Yılında özel sektör olarak faaliyet gösterir iken; Erzincan Belediye Başkanı Rahmetli Nedim MURATOĞLU; Bögert maden suyunu Belediye adına şişeleyerek pazarlamak istediğini söyleyerek; bu konuda Belediyeye yardımcı olmamı istedi.
Bögert maden suyunun işletilmesi için; Belediyeye her türlü yardım yapmaya amade olduğumu; ancak bu maden suyunun debisinin hem çok az olduğunu ve hem de bu suyun kükürt koktuğunu; kükürt içeren bir maden suyunun şişelenerek pazarlanması için izin verilmeyeceğini içme suyu konusunu çok iyi bildiğim halde; maden suyu konusunu bilmediğimi Belediye Başkanımıza söyledim.
Bu neden ile Bögert maden suyu membasında su miktarının çoğaltılması için; inceleme ve araştırma yapılması gerektiğini ifade ettim.
Bögert maden suyu membasında karıncalar yüzey arazideki kılcal çatlaklardan geçerken; bu karıncaların 1 cm. kadar havaya hoplatılarak devrildiklerini gördüm. Bu kılcal çatlaklardan aşağıdan yukarı doğru CO2 gazının çıktığını tespit ettim. Bu kılcal çatlakları kazma ile kazarak 1-1.5 m. derinlikte CO2 gazı ile birlikte maden suyunun sızıntı halinde ıslaklık verdiğini; tespit ettim.
Maden suyunun faydan yükselerek çıktığını;fay çatlaklarından sızarak kaçan suları toplayarak; bu maden suyunun miktarının çoğaltılabileceğini düşündüm.
Başkana; Bögert maden suyunun faydan yükselerek çıktığı için; hafriyat yapılarak su miktarının çoğaltılabileceğini; ancak Ankara’ya giderek bu suyun içindeki kükürt kokusunun giderilip giderilemeyeceği konusunun öğrenilmesi gerektiğini söyledim.
Başkan ile Ankara’ya giderek; Türkiye de maden suyu ve kaplıca suyu konusunda en bilgili insanın Ziraat Fakültesinde Ord. Prof. Ömer ÇAĞLAR Hoca olduğunu öğrendik.
Bu ÇAĞLAR Hocanın oğlu Ergun ÇAĞLAR; benim üniversiteden arkadaşımdı.
Başkan ile Ziraat fakültesine gittiğimizde; ÇAĞLAR Hocamızın ayağı kırıldığından ayağı kırıldığından bastonu ile birlikte masasında oturur iken kendisi ile görüşebildik.
Hocamıza; oğlu Ergun ÇAĞLAR’ın üniversiteden arkadaşım olduğunu Erzincan Belediye Başkanımızın bir ricası olduğunu söyledim.
Rahmetli Hocamız; Erzincan Belediyesine her türlü yardımı yapmaya ve canını bile vermeye amade olduğunu söyledi.
Hocamıza Erzincan da Ekşisu maden suyunu Belediye adına şişeleyerek piyasada pazarlamak için geldiğimizi söyleyince; Hocamız bastonu ile ayağa kalkmak istedi; ayağa kalkamayarak sendeledi rengi değişti; gözlerinden yaşlar akmaya başladı; Hocamız bastonu ile işaret ederek beni yanına çağırdı; ben Hocamızın ayağa kalkması için yardım etmek isterken; bu Yüce Hocamız ayağımı yakaladı ve ayağımın altını öpmek istedi. Ben de Hocamızın elini, yüzünü, gözünü öptüm ve saygı gösterdim. Hocamız Belediye Başkanını da işaret ederek yanına .ağırdı; Başkanın ayağını öpmek istedi. Başkan da bu Yüce Hocamızın elini, gözünü öperek; saygı gösterdi.
Hocamız; biraz sakinleştikten sonra; oğlunun sınıf arkadaşı bir genç mühendis ile genç bir Belediye Başkanının; Ülkemizde bir maden suyunu şişeleyerek Belediye namına pazarlanması girişimini; taktir ve heyecan ile karşıladığını; Ülkemizde çok kıymetli maden suları ve kaplıca suları bulunduğunu; bu maden sularının ve kaplıca sularının işletilmesini; kendisinin en büyük ideali ve gayesi olduğunu; Erzincan Bögert maden suyuna 2 defa gittiğini; yapılan kimyasal analizlerinde bu suyun çok üstün evsaflı ve kıymetli bir maden suyu olduğunu; bu maden suyunu; halkımızın severek içtiği konularında sevindirici bilgiler verince; bizler de fevkalade memnun olduk.
Ord. Prof. Kerim Ömer ÇAĞLAR yaşlı hali ile; Ülkemizde bir maden suyun şişeleyerek pazarlamak isteyen genç bir Belediye Başkanı ile genç bir mühendisin ayaklarından öpmek istemesi ve bu konuda canı gönülden yardımcı olmak istemesi ile Hocamız çok büyük Yücelik göstermiştir.
Ülkemizde Ord. Prof. Kerim Ömer ÇAĞLAR gibi vatanını, milletini canı gönülden seven Yüce insanlar bulunabileceğini; iftihar ile; kabul etmek gerekir.
Hocamıza; Bögert maden suyunun kükürt koktuğunu söylediğimizde Hocamız bu maden suyunda kükürt bulunmadığını peşinen söyledi. Hocamız Bögert maden suyunun kimyasal analiz raporunu da çıkararak bize verdi,. Bögert maden suyu kimyasal analiz raporunda kükürt olmadığı görülüyordu.
Bu Yüce Hocamız 2 şişe Erzincan Bögert maden suyu getirtmemizi ve kimyasal analiz yapmak istediğini maden suyunda özelikle kükürt arayacağını söyledi.
Erzincandan getirilen Bögert maden suyunun kimyasal analizini hem Hocamız kendileri yaptı; hem de Hıfzısıhha Enstitüsünde yaptırdı. Bu maden suyunda özellikle kükürt arandı. Yapılan ayrı ayrı kimyasal analizlerde Bögert maden suyunda kükürt bulunmadığı; tespit edildi.
Erzincan Bögert maden suyu kükürt koktuğu halde; bu maden suyunun kimyasal analizlerinde kükürt bulunmaması çok enteresandı. Bu enteresan konunun sebebinin araştırılması gerekiyordu.
Bögert maden suyunda hafriyat yapılarak; su debisinin çoğaltılmasını; İller Bankası, D.S.İ, Etibank ve Üniversiteler kabul etmiyordu. Suyun kaybolmasından ve doğanın ortaya koyduğu maden suyunun evsafının bozulmasından korkuluyordu.
Ben; maden suyunun hafriyatında dinamit atılmayacağını; suyun önünü kapatmadan ve su şişirilmeden hafriyat yapılacağını; bu önlem ile suyun kaçmasına sebep olmayacağını; suyun evsafı bozulur ise; hafriyat ile çıkan suları bir havuzda toplayarak bu suları karıştırarak; eski evsafı elde edebileceğini Belediye Başkanımıza ısrar ile söyledim.
Belediye Başkanımıza; Bögert maden suyunda yapılacak hafriyat ile mevcut debi çoğalmadığı veya evsafı bozulduğu taktirde; bütün malımı mülkümü Belediye’ye vereceğimi ifade ederek; Belediye Başkanımız Bögert maden suyunda hafriyat yapılmasını kabul etti.
Erzincan Y.S.E Müdürlüğünden alınan bir dozer ile Bögert maden suyu membasında 29 gün çalışıldı. Her gün sabah erken, akşam geç; ayaklarda çizmeler ve şortlar ile 18 Çorumlu işçi ile beraber ben de hafriyat sahası içinde çalıştım.
Bögert membasında dozer ile ve işçiler ile yapılan kazılarda; faydan yükselen ve fay çatlaklarından kaçan kükürt kokan ve kükürt kokmayan maden suları; tatlı ve acı sular ayrı ayrı plastik borularda toplanıyordu. Kükürt kokan maden suları, tatlı ve acı sular plastik borular ile boşa veriliyordu.
Bögert maden suyunda kükürt kokmayan günde an az 200m3 maden suyu boru içerisinde Belediyeye teslim edildi.
Belediyeye şişelemek için fazlası ile 20 m3 maden suyu gerektiğinden; Bögert maden suyu membasından günde 200 m3 maden suyu temin edilmesi; ihtiyacın 10 katını karşılayacak ölçüdeydi.
Bögert maden suyunun kimyasal analiz raporunda kükürt olmadığı halde; bu maden suyunun kükürt kokmasının sebebini araştırdım.
Bu maden suyunun hafriyatında bazı yerlerden ozon O3 gazı çıkıyor ve ozon gazı burunda burukluk yaparak, kükürt gibi kokuyordu.
Bilindiği gibi Ozon(O3) gazı; yaralardaki mikropların, püsorunların ve virüslerin temizlenmesinde antiseptan olarak kullanılmaktadır.
Yağmurun ilk yağması esnasında yüzey araziden burnumuza gelen buruk koku ozon kokusudur. Hidroelektrik santralarının türbinlerinden de buruk; kükürt kokusuna benzer kokular burunlara gelmektedir.
Bögert maden suyunun membasında 1972 yılında hafriyat yapılır iken; eskavatör tipi kazı makineleri yoktu. Eskavatör ile bu membada hafriyat yapılırsa fayın derinliklerinde daha çok maden suyu elde edilebilecektir.
Bögert maden suyu membasında yapılmış hafriyat sahasından fayı kesecek şekilde sondajlar yapılı ise; bu sondajlardan artezyen şeklinde çok üstün evsaflı maden suyu elde edilecektir.
Ülkemizde Ord. Prof. Kerim Ömer ÇAĞLAR gibi vatanını, milletini, insanların canı gönülden seven Yüce insanlar bulunabileceğini; iftihar ile kabul etmek gerektir.
Ord. Prof. Kerim Ömer ÇAĞLAR gibi yaşlı Yüce bir insanın; Belediyeye Bögert maden suyunu kazandırmak isteyen genç insanların ayaklarından öpmek istemesi; bu Hocamızın Yüceliğini; göklere çıkarmaktadır.
Ord. Prof. Kerim Ömer ÇAĞLAR daima saygı ve hürmette anılacaktır.
BELEDİYE BAŞKANI GREV YAPARAK İŞİ SOBOTE EDEN İŞÇİLERİN YÜZÜNDEN GÖZÜNDEN ÖPEREK BU İŞÇİLERİ TEBRİK ETMİŞTİR.
Hüseyin Hüsnü Gürel; İnş. Yük. Müh.
1939 Depremi ile daha sonraki depremlerde Erzincan Bögert (Ekşisu) maden suyu çok azalacak 2 sigara kalınlığında (günde 5 ton) akıyor ve bu maden suyu kükürt kokuyordu.
1972 yılında Erzincan Bögert maden suyu membasında suyun debisinin çoğaltılması ve iyi evsaflı maden suyunun elde edilmesi için; YSE den alınan bir dozer ile ve 18 Çorumlu işçi ile çalışma yapılıyordu. İşçilerin çavuşu Çorumlu Ali KARA’ydı.
İşçiler ve Çavuş Ali KARA ile bendeniz elimizde kazma, kürek; numune şişeleri, ayağımızda çizmeler ve şortlar ile; dozerin açtığı hafriyat saha su içerisinde iyi evsaflı maden suyu bulabilmek için çalışmalar; kuyular, yarmalar yapıyorduk.
Bu membaada çalışmaya başladıktan 10-12 gün sonra; sabah erken iş yerine gittiğimde; Ali Çavuş; eskiden işçilerin hergün bir ekmek yiyerek karınlarını doyurduğu halde; maden suyunda çalışan işçilerin her gün 2 ekmek yeseler bile; bu işçilerin karınlarının doymadığını ve çok ekmek yedikleri için; köylerine az para gönderebildiklerini; bu sebeple işçilerin grev yaptığını ve çalışmayacaklarını; söyledi.
Belediye Başkanı Sayın Nedim MURADOĞLU ile Bögert maden suyunun evsafının düzelip düzelmediği; piyasada tutunup tutunamayacağı konusunu merak ediyorduk.
Maden suyunda çalışan işçiler; bedava maden suyu içerek her gün 2 ekmek yedikleri halde; karınlarının doymaması; bu maden suyunun evsafının çok iyi olduğunu açık şekilde belli olmuştur.İşçilerimiz fazla ekmek yemek ile; bu konuda yapılması gerekli analizi de bedavadan yapmışlardı.
Ali Çavuş; işçilerin grev sebebini işçilerin fazla ekmek yemesinden ileri geldiğini söyleyince; grev yapan işçileri topladım; çok ekmek yemek ile maden suyunun evsafının çok iyi olduğunu; belirlemiş olduklarını için işçilerin hepsini tebrik ettim. İşçilerin hepsinin yüzünü gözünü öptüm.
İşçilerimize; Bögert maden suyunda çalışmaya başlandığı tarihten itibaren; yevmiyelerine 4 ekmek parası zam yapılacağını bildirdim.Günde 4 ekmek zammını Belediye Başkanlığınca ödenmediği takdirde; bu paranın tarafımdan ödeneceği konusunda da bu işçilere güvence de verdim.Ali Çavuş ve işçiler çığlıklar atarak çok sevindiler.
Belediye Başkanı Sayın Nedim MURADOĞLU; Bögert maden suyunu içen işçilerimizin her gün bir ekmek yerine iki ekmek yedikleri halde; karınlarının doymadığını öğrenince; gözlerinden yaşlar gelerek çok sevindi ve şapkasını havaya fırlattı.
Belediye Başkanımız Bögert maden suyu membasında alel acele gelerek; Ali Çavuş’un ve bütün işçilerimizin yüzünü gözünü öperek; kendilerini tebrik etti. İşçilerimize günde 4 ekmek parası zammını az bularak iççilere her gün 5 ekmek parası zammı yapılacağını bildirince; işçiler çok sevindiler, şapkalarını havaya attılar ve halaylar çektiler.
Sayın Muratoğlu; grev yaparak; işi sobote eden; işçilerin yüzünü gözünü öperek; tebrik eden; Belediye Başkanı olarak; tarihe geçecek bir Yüce insandır.
Çorumlu işçiler Erzincan Bögert maden suyunda sabah daha erken işe başlayarak ve akşam geç vakitlere kadar canla başla çalışarak; çok üstün evsaflı ve günde 200 ton gibi çok büyük debili ve çok bol maden suyunu Erzincan Belediyesine kazandırmışlardır.
***
DİVRİKLİ HOCA ATATÜRK’ÜN ŞAPKA İNKILABINDA ERZİNCAN HALKINI İDAMDAN KURTARMIŞTIR.
Hüseyin Hüsnü Gürel; İnş. Yük. Müh.
Atatürk şapka inkılabını yaparken; Erzurum, Konya, Yozgat gibi birçok yerlerde isyanlar çıkmış ve birçok insan idam edilmiştir.
Erzincan Atatürk’ün şapka inkılabına isyan çıkarmak için gerici yobazlar bazı girişimlerde bulunmuşlardır. Gerici yobazların isyan girişimine engel olmak gayesi ile ilericiler Erzincan da toplantılar yapmıştır.
Bu toplantılarda; Erzincan da Divrikli; Çemeli ve Bektaşi Hocalar gibi 3 çok akıllı, bilgili Hocalarımızın bulunduğunu; cuma günü bu Hocalarımızı Yeni Cami’ye davet ederek; şapka isyanı yapmanın doğru olup olmadığı konusunda vaaz vermeleri istenmiştir.
Benim akrabam Bektaşi hocası ile Çeşmeli Hoca; mazeret göstererek; cuma günü Yeni Cami’ye gelmemişlerdir.
Divrikli Hoca; cuma günü Yeni Cami’ye gelerek; insanlığın ilk gününden beri ve Müslümanlığın Mekke ve Medine de kurulduğu zamandan beri ve günümüze kadar; insanların kavuk, küllah, serpuş, tekke, fesler ile başlarını örttüklerini; Peygamberimiz Muhammed devrinde; Devletin Başı Hazreti Muhammed olduğunu; Devlet Başkanlarının ve kanunların öngördüğü yenilikleri kabul etmek gerektiğini; Yüce Atatürk’ün Devlet Başkanı sıfatı ile istediği ve esasen Devletimizin yenilikçi kanunu olarak; şapka ve fötr giymeyi kabul edilmesinin uygun olduğu konusunda vaaz vermiştir.
Bu vaaz verilirken kış mevsimi olduğundan Divrikli Hocamız palto giymişti. Divrikli Hoca; paltosu içerisinden bir şapka çıkarmış bu şapkayı başına giyerek ve Allaha ısmarladık diyerek; Camiden ayrılıyor. Bu Yüce Hocamızın bu tutumuna hiçbir kimse karşı çıkmamıştır.
Rahmetli Divrikli Hocamızın verdiği bu vaaz ile; Erzincanlılar şapka isyanı yapmamışlar ve idamdan kurtulmuşlardır.
Divrikli Hocamız; hem Camilerde imamlık ve hem de Erzincan Orta okulunda Türkçe öğretmenliği yaparken; 1939 Erzincan depreminde enkaz altında kalarak vefat etmiştir.
Divrikli Hoca gibi Yüce bir insan; Erzincanlıları şapka isyanı yapmaktan ve idamlardan kurtarmıştır. Divrikli Hoca gibi akıllı ve bilgili Yüce Hocalar bulunmuş olsaydı Erzurum, Konya, Yozgat gibi yerlerde şapka isyanları yapılmayacak ve hiçbir yerde idamlar yapılmayacaktı..
Divrikli Hoca; rahmetle saygı ile daima anılacaktır.

26 Nisan 2010 Pazartesi

çok önemli bir haber!...

UNİCEF’in
Uyarısını Dikkate Almalıyız
UNICEF’in yayımladığı raporda, Çin, Pakistan, Haiti ve Myanmar"da yaşanan doğal afetler sonucu yıkılan okullar ve can kayıplarına dikkat çekilirken DES, “Uyarı, Türkiye gibi deprem kuşağındaki bir ülkeyi daha çok önlem almaya yöneltmelidir” dedi....
Birleşmiş Milletler’e (BM) bağlı UNICEF tarafından yayımlanan raporda doğal felaketlerin meydana geldiği Çin, Pakistan, Haiti ve Myanmar’da yıkılan okullar ve buralardaki can kayıplarına ilişkin verilere işaret edilerek, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu deprem ve doğal afet kuşağında yer alan ülkelere kayıpların önüne geçilmesi için okulların felaketlere dayanacak nitelikte inşa edilmesinin önemi vurgulandı.
BM"nin uyarısının dikkate alınarak okullarda ve üniversitelerde depreme dayanıklılık tespit çalışmalarının bir an önce bitirilmesi gerektiğini ifade eden Demokrat Eğitimciler Sendikası (DES) Genel Başkanı Gürkan Avcı, Pakistan, Çin ve Haiti depremlerinde yıkılan okul enkazlarının arasında ölen, yaralanan yüzlerce çocuğun iç burkan görüntülerinden sonra UNICEF’in böyle bir rapor yayımlamaya ihtiyaç duyduğunu belirterek, “Bu uyarı deprem kuşağında yer alan Türkiye’yi acilen daha kapsamlı, geniş ve ciddi önlemler almaya yöneltmelidir. Milli Eğitim Bakanı Sayın Nimet Çubukçu her ne kadar okulların depreme karşı güçlendirme çalışmalarını ivedi bir şekilde tamamlamaya çalışsa da sürecin sağlıklı bir şekilde ilerleyebilmesi için bu hususta tüm kamu kuruluşları ve sivil toplum örgütleri ortak çalışma ve yönetişim kültürü oluşturmak durumundadır. Unutulmamalı ki muhtemel bir deprem, okullarımızı çocuklarımızın mezarı haline getirebilir. Çocuklarımızın olası bir felakete göz göre göre kurban etmemek için başta Milli Eğitim Bakanlığı ve YÖK olmak üzere ilgili ve etkili her kurum ve kuruluş çalışmalarını biran önce planlamalı ve bitirmelidir” dedi.
Okul yapım, onarım, güçlendirme ve tadilat ihalelerinde, en düşük kırım veren firmaların ihaleyi alıyor olmasının doğru ve sıhhatli bir sistem olmadığını ve bu uygulamadan vazgeçilmesi gerektiğini kaydeden DES Genel Başkanı Gürkan Avcı, Bazı firmalar okulların bina güçlendirme çalışmalarını aceleye getiriyor ve bu sebeple binalarda yeterli inceleme yapılamıyor. Bu yüzden Hükümetin, müteahhitlik koşullarını sınırlandırmak, devletin kontrollerini çok sıkı tutmak, ihalelerde en düşük kırım uygulamasına son vermek ve şaibeli ihalelere son vererek sağlıklı adımlar atması gerekiyor, dedi.
Başkan Gürkan Avcı, “Uzmanların belirttiğine göre muhtemel Marmara Depremi, İstanbul’a 18-20 kilometre uzaklıkta olacağı ve bunun etkisinin çok daha fazla olacağı bilim insanları tarafından iddia ediliyor. İstanbul’daki okullarımızın tekrar ve hemen gözden geçirilmesi gerekir. 17 Ağustos Marmara Depremi"nden gerekli derslerin çıkarılmadığını düşünüyorum. Bilimsel raporlara göre Türkiye’de ne yazık ki yapıların hala yüzde 80’i depreme dayanıklı değil. Yaşanan depremlerde okullar başta olmak üzere genelde kamuya ait binaların hasar gördüğü de bir gerçek. Oysa Türkiye’de depreme dayanıklı olmayan, bu nedenle de eğitim-öğretim yapılması büyük sakıncalar yaratan ve yıkılması gereken bir çok okul bulunmaktadır. Çocuklarımızın olası bir felakete göz göre göre kurban etmemek için hükümet bir an önce ciddi çalışmalar başlatmalıdır. 55 bin okulun ve üniversitelerimizin depreme dayanıklılık testlerine tabi tutularak, gerekli tedbirler derhal alınmalıdır” diye konuştu.

31 Mart 2010 Çarşamba

Kimden: unal yilmaz (unalican@yahoo.com)
Gönderme tarihi: 17 Mart 2010 Çarşamba 13:17:36
Kime: huseyin husnu gurel
selam ve saygılar hüseyin bey amca erzincan da dogalgaz ve deprem le ilgili azimli çalişmanız için teşekkür ederim degerli bilgilerinizden yararlanmaktayım tubitakın raporunu okudum bence yapilması gereken bir sondaj çalişması olmalı 1992 erzincan depreminden sanırım 1 yıl önce cimin tarafında petrol arama çalişması yapılıyordu sondaj aşamasına geçilecegi söyleniyordu depremle konu kapatıldı sonra ne oldu bilmiyorun ayrıca ekşi sudaki içmenin oldugu açık havuzlu kaplicanın suyunun analiz edilmesinde yarar var suyun durgunlaştıgı yerlerde suyun üzerinde metalik yaglı bir birikim olmakta su yogun kükürtlüdür bu metalik yag gibi birikim kükürt olabilirmi biliyorsunuz fay kırıklarının oldugu yerlerde sıcak su kaynakları vardır 1992 depreminde en belirgin deprem sonrası yarılma emareleri ekşisu mevkinde toprak yüzeyinde gözlemledim bu bilgilerimi dikkatinize sunmak istedim esenlikler dilerim .

16 Mart 2010 Salı

MARMARA BÖLGESİ; ERZİNCAN ŞEHRİ VE OVASINDA YERALTI DOĞALGAZ PATLAMALARINDAN KAYNAKLANAN AFETLER İLE ERZİNCAN OVASINDA ZENGİN DOĞALGAZ VARLIĞI HAKKINDA TARAFIMDAN DÜZENLENEN 10/10/2008 TARİHLİ RAPOR VE EKLERİNİ; TUBİTAK ADINA İNCELEYEN Sayın Prof. Dr. ERSİN BOZKURT’ UN GÖRÜŞ VE ÖNERİLERİ'NE CEVAPTIR:
Dünyada yalnız Marmara bölgesi ile Erzincan şehri ve ovasında deprem başlamadan kısa bir süre önce yeraltında doğalgaz patlamaları ve sıvılaşma olayları ile korkunç afetlerin meydana geldiği ve Erzincan ovasında çok zengin doğalgaz yatağının varlığı konusunda tarafımdan düzenlenen 10.10.2008 tarihli RAPOR ve ekleri 10/10/2008 tarihli dilekçelerle yetkili Makam ve ilgili Kurumlara sunularak; ilgilenmeleri istenilmiştir.
Bu konuda yalnız Maden Mühendisleri Odası Başkanlığı’nca kurulan komisyon tarafından RAPOR ve 32 adet ekinin incelendiği; bu konuda her türlü desteğin verileceği; 27.10.2008/1807 tarih ve sayılı yazıları ile bildirilerek, bu Oda Başkanlığı vatanseverliğini ve Yüceliğini göstermiştir.
Diğer Makamlar ve İlgili Kurumlar hiçbir inceleme, araştırma ve soruşturma yapmadan; görgü tanıkları ile görüşmeden, masa başında oturarak; kafadan sallama beylik, gerçek dışı palavra ifadeler ile; Ülkemiz için fevkalade önemli olan bu konuların dışlanması cihetine gitmişlerdir.
1- TÜBİTAK’a, sunulan 01.12.2008 / 14325 sayı dilekçe ile daha evvelce 10.10.2008 tarihlerinde sunulan RAPOR’un “Yetkin bir Kurul teşkil edilerek” bütün belge ve eklerinin incelenmesi ve bu konuda uzman teknik elemanlar ile mahallinde soruşturma ve araştırma yapılması; görgü tanıkları ile görüşülmesi; benim de mutlak suretle bu Kurul’a davet olunarak görüşlerinin alınması talep edilmiştir.
2- TÜBİTAK’a sunulan 7.1.2010/00162 sayılı dilekçe ile Marmara denizinde 326 ve 1894 tarihleri arasında meydana gelen 19 depremden; 9 depremde Marmara denizinde Tsanami meydana geldiği Yenikapı’daki eski Bizans limanında 15 geminin (bu gemiler küçük gemilerdir.) Tsunami deniz dalgalarıyla batmış olduğu; MTA’nın Erzurum jeolojik haritasında Diyarbakır’ın Hazro ilçesi civarındaki ve Erzincan ovası civarındaki katmanların petrol teşekkülü bakımından benzer jeolojik yapıda olduğu açıklanarak; Hozro’da 14 petrol ve gaz arama kuyusu açılmış olduğu halde; Erzincan ovasında muazzam miktardaki doğalgazın bulunduğu yerde hiçbir arama kuyusunun açılmamış olduğu konusundaki yeni belge ve bilgiler; TÜBİTAK’a arz edilmiştir.
3) Marmara denizinde 15 gemiyi batıracak ölçüde veya 1509 depreminde olduğu gibi İstanbul’un sahil boyundaki ve Galata surlarını aşacak ölçüde Tsunami meydana geldiği takdirde; Marmara denizi kıyılarında çok büyük can ve trilyonlarca ABD doları gibi çok büyük mal kaybı ile Ülkemiz vefat edercesine felç olacaktır.
SONUÇTA:
Dünyada yalnız Marmara bölgesi ile Erzincan şehri ve ovasında deprem başlamadan kısa süre önce doğalgaz patlamaları ve sıvılaşma olayları ile korkunç afetlerin meydana geldiğine ve Erzincan ovasında zengin doğalgaz yatağının varlığına dair tarafımdan düzenlenen 10.10.2008 tarihli RAPOR Sayın Prof. Dr. Ersin BOZKURT (ODTÜ) incelemiştir.
Bu RAPOR hakkında Prof. BOZKURT’UN görüş ve önerilerini içeren TÜBİTAK’ın 11.2.2010 tarihli yazısı 1 yıl 3 ay 11 gün gibi çok uzun bir zaman sonra tarafıma bildirilmiştir.
Bu RAPOR ve ekinde ki belgeler ile tarafımdan ortaya konulan bilimsel gerçekler Sayın Prof. BOZKURT tarafından kabul edilmemiş ve konu dışlanmıştır.
Bu nedenle çok büyük bir sükûtu hayale uğramış bulunuyorum. Zira:
1) Deprem hareketleri başlamadan kısa süre önce yeraltında doğalgaz patlaması olayı ile deprem birbirinden farklı ve başka, başka olaylardır.
Bu nedenle yer altında doğalgaz patlamalarından ileri gelen korkunç afetlerin; deprem olayları ile; faylar ile ve faylardan CO2 ve radon gazı çıkışı gibi olaylarla hiçbir ilgisi yoktur.
Depremler esnasında bazı yerlerden çıkan alevlerin göklere yükselmesi; etrafın nur gibi ışınlanması; gökyüzünün kızıl renge bürünmesi ve gökte alev ile yanan doğalgaz ısısı ile deprem geceleri Erzincan ovasında trilyonlarca m3 çok soğuk hava ısınması ve ovadaki donmuş karların erimesi olayları ile de deprem ışıkları, alev kütlesi, ateş topları ve ufo’lar ile hiçbir ilgisi yoktur.
Deprem hareketleri başlamadan önce; yeraltında doğalgaz patlaması olayı ile ve Doğalgaz yatağı konuları ile hiçbir ilgisi olmayan bu gereksiz bilgiler boşu boşuna verilmektedir.
2) 17 Ağustos 1999 Marmara depreminde fay olamayan yerde fotoğrafı ile sergilenen DDY rayı; deprem darbeleri sebebi ile yalnız yatay yönde bükülmüştür.1992 Depreminde Erzincan ovasında yeraltından doğalgaz patlamalarından ileri gelen sıvılaşma olayı ile DDY rayı hem yatay hem de düşey yönde bükülmüştür. DDY rayının düşey yönde bükülmesi olayı fevkalade önemlidir. Bu rayın düşey yönde bükülebilmesi için bu rayın oturduğu beher m2 zeminin en az 15-20 ton gibi çok büyük kuvvetler ile aşağıdan yukarı doğru itilmesi gerektir.
Erzincan ovasındaki DDY rayının düşey yönde bükülmüş olduğu yerde deniz bulunmuş olsaydı; bu rayı düşey yönde büken kuvvetler ile sular havaya savrulacak; sular kıyılardan geri çekildikten sonra; bu denizde çok büyük Tsunami dalgaları meydana gelecekti.
Marmara denizinde de doğalgaz patlamaları ile deniz suyu havaya savrulmakta; kıyılardan sular geri çekildikten sonra; Tsunami meydana geldiği kanısı doğmaktadır.
Marmara denizinde deprem darbeleri ile 3-4 m. yüksekliğinde Tsunami dalgaları meydana geldiği halde; bu denizde doğalgaz patlamaları ile; 1509 depreminde olduğu gibi İstanbul’un sahil boyundaki ve Galata surlarını aşacak ölçülerde ve Yenikapı eski Bizans Limanında olduğu gibi 15 gemiyi batırabilecek ölçülerde çok büyük Tsunami dalgaları meydana gelebildiği anlaşılmaktadır. Bu neden ile DDY rayının yatay yönde bükülmesi olayı ile Erzincan ovasında ki DDY rayının düşey yönde bükülmesi olayının benzer şekilde değerlendirmesi çok yanlıştır.
Depremlere karşı faylardan uzak yerlere depreme dayanıklı sağlam inşaatların yapılması fevkalade önemli olduğu herkesçe kabul edilmektedir.
Ancak depreme dayanıklı inşaatların; DDY rayını düşey yönde bükebilen canavarlar kudretinde sıvılaşma olayına dayanması mümkün değildir. Bu nedenle yeraltında doğalgaz patlamalarına ve meydana gelen bu sıvılaşma olaylarına karşı; gerekli ilave teknik önlemlerin alınması mecburiyeti vardır.
3) Japonya’da 7.2 gibi çok şiddetli olmayan 1995 Kobe depreminde; en şiddetli depremlere dayanıklı inşaatlar; bu çok şiddetli olmayan depreme dayanamamış ve param parça olmuşlardır. Japonlar Kobe deprem afetinin; deprem üssü merkezinin yakın olması sebebi ile; Kobe’nin aşağıdan yukarı doğru düşey yönlü hareketlerden ileri geldiğini; bu depremin ilk günü keşfettikleri ve Kobe’yi düşey yönlü hareket canavarına karşı teknik önlemler ile korudukları halde; Marmara bölgesi ile Erzincan şehrinde ve ovasında deprem hareketleri başlamadan kısa bir süre önce; yeraltında doğal gaz patlamaları ve meydana gelen sıvılaşma olayları ile zeminlerin aşağıdan yukarı doğru itilmesinden düşey yönlü hareketlerden ileri geldiği; henüz bilinmemektedir.
4) TPAO Genel Müdürlüğünün tarafıma bildirilen 17.6.1998–0118/1265 sayılı cevabi yazıları ile Fırat nehri boyunca akıp giden asfalt ve ham petrolün aranacağı konusunda bilgi verildiği halde; aradan 11 yıl gibi çok uzun süre geçtiği halde; bu konuda bugüne kadar hiçbir arama yapılmamıştır.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Bağlı ve İlgili Kuruluşlar Daire Bakanlığının 20 Kasım 2001–3037/17439 sayılı yazıları ile TPAO Genel Müdürlüğü tarafından yapılan incelemede; Erzincan ovası altındaki petrolü oluşturan çökellerin erozyon ile aşınmış olduğu ve ekonomik üretim yapılmayacağı resmen bildirilmiştir.
Etraf dağlar ile çevrili olan Erzincan ovası 1000 m. gibi çok kalın alüvyon ile örtülü olduğundan ovanın altındaki çökeller; erozyon aşınma karşı çok mükemmel şekilde korunmuştur.
Erzincan ovasının altındaki petrol ve doğalgaz yatağının erozyon ile aşınmasını kabul etmek için; çok geri zekâlı olmak gerektir. Bu konuda TPAO Genel Müdürlüğü’ne 11 sene önce uyarı yapıldığı halde; bu Genel müdürlük henüz gaflet uykusundan uyanamamıştır.
1992 Erzincan depremini yaşayan Şeker Fabrikaları Genel Müdürlüğünde Daire Başkanı olan Yüksek Elektrik Mühendisi Sayın Yakup AY; depremden 1 saat önce; akşam vaktinde havanın -11,3 Cº olduğunu bizzat kendisi ölçmüştür.
Deprem esnasında Erzincan da hava çok soğuk olduğundan; herkes paltoları giyerek; yakınlarından haber olmaya ve enkaz altında kalanları kurtarmaya gitmiştir. Sabaha kadar hava çok ısındığından ve (hava en az 20 Cº sıcaklıkta ısındığından) paltolar çıkarılmıştır. Deprem gecesi Erzincan ovasındaki çok soğuk havanın en az 30 Cº derece ısındığı kesin şekilde belli olmaktadır.
1992 Erzincan depremini yaşayan THY İşletme Müdürü Sayın Orhan BİRDAL; arkadaşı ile karları çiğneyerek akşam vakti camiye giderken; yüzlerine aniden çok sıcak havanın vurduğunu; ayaklarının altındaki yerdeki karların erimeye başladığını; arkadaşı ile; çok soğuk havada yüzlerine çok sıcak havanın vurmasına ve karların erimesine akıl erdiremediklerini; bu olaydan yarım saat sonra camide depremin meydana geldiği konusunda fevkalade önemli bilgi vermektedir. Genel Müdür Sayın BİRDAL ve Daire Başkanı Sayın Ay ile sokaktan geçen hamal efendiler dahil binlerce görgü tanığı Erzincan ovasında deprem gecesi çok soğuk havanın ısındığı ve ovadaki karların eridiği konularında da bilgileri vardır.
5) TPAO teknik elemanları Erzincan da, Fırat nehrinden akıp giden asfalt veya petrol maddesini aramak üzere Erzincan’a gitmeye karar verdikleri takdirde; Erzincan ovasında depremlerde gökyüzünün saatlerce ve günlerce kızıl renge büründüğünü; deprem geceleri Erzincan ovasında trilyonlarca m3 çok soğuk havanın ısındığını ve ovadaki donmuş karların eridiğini; depremleri yaşamış sokaktan geçen hamal efendiler ile ve binlerce görgü tanığı ile görüşerek bu konudaki gerçekleri öğrenilecek ve Erzincan ovası civarındaki çok zengin doğalgaz yatağı; kesin şekilde ortaya çıkacaktır.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ve TPAO Genel Müdürlüğü kadrolarında; bu doğalgaz yatağını ortaya çıkaracak birçok vatansever, bilgili ve üstün yetenekli teknik elemanların bulunduğuna; inanılmaktadır. Bu vatansever, teknik elemanlara görev ve yetki verilirse; Erzincan ovasındaki çok zengin doğalgaz yatağı varlığı Ülkemize kazandırılacaktır.
6) Sayın Prof. BOZKURT; Erzincan ovasında deprem geceleri trilyonlarca m3 çok soğuk havanın ısınması hesabının nasıl yapıldığını ve Erzincan ovasındaki otların niçin yanmadığı gibi çok acayip sualler sormaktadır.
a) Azıcık hesap yapmayı bilen kimseler eline kağıt kalemi alarak; harita üzerinde Erzincan ovası; Kemah ve Sansa boğazları alanlarını hesaplayarak ve bulutlardan 10-15 Km. gibi daha yükseklerde doğal gazın çok büyük yerlere yayılarak yandığı düşünülerek; deprem gecesi Erzincan ovasında trilyonlarca m3 soğuk havanın ısınması hesabını kolayca yapılabilecektir.
Erzincan ovasındaki çok soğuk havanın ısınması ve donmuş karların erimesi için muazzam ısı enerjisine ihtiyaç vardır. Bulutların çok üstünde gökte yüz milyonlarca ve milyarlarca soba veya kalorifer yakılsa bile; Erzincan ovasında 1cm. bile karın erimesinin mümkün olamayacağını düşünmek ile; gökte yanan doğalgazın muazzam miktarda olduğunu; kabaca hesaplamak mümkündür.
Ben Erzincan ovasında her depremde Ülkemizin yıllık doğalgaz ihtiyacından kat kat fazla doğalgazın yandığını hesap ettikçe; geceleri uykularım kaçmaktadır.
Erzincan ovasındaki bu çok zengin doğalgaz yatağı ile; Ülkemizin ve Erzincan’ın kaderi değişecek; Ülkemizin doğalgaz ihtiyacı fazlasıyla karşılanacak; fazla doğalgaz harice ihraç edilecek; Ülkemiz doğalgaz bakımından dışa bağımlılıktan kurtulacak; doğalgaz ve elektrik fiyatları çok ucuzlayacak ve birçok insana iş imkanı sağlanacaktır.
b) 1939 ve 1992 Depremlerinde Erzincan ovası tamamen kar ile kaplı bulunuyordu. Karlar ile kaplı bu ovadaki otların yanması mümkün değildir.
Esasen bulutların 10-15 Km. gibi çok üstündeki göğün yüksek yerlerinde alev ile yanan doğalgazın; ovadaki otları yakması mümkün değildir.
Depremler esnasında Erzincan ovasındaki Kırklar tepesinden alevlerin çıktığını ve eskiden meydana gelen bir depremde nöbet tutan bir askerin alev ile yandığını; bu askerin alevlerden kaçarak canını kurtardığını Kurutilek köylüleri bilmektedir. Bu köylüler alevlerin çıktığı yerlerdeki otların yanmış olduğunu; muhtemelen bilmektedir. Bu konularda birçok görgü tanığı vardır.
7) Enerji Bakanlığı, TPAO Genel Müdürlüğü teknik elemanları; uçaklara binerek; İran’a, Irak’a, Azerbaycan’a, Rusya’ya, Türkmenistan’a giderek doğalgaz satın almak ve Nabuco Projesi için doğalgaz bulabilmek için çok büyük çaba göstermektedir. Her yıl dış ülkelere milyarlarca ABD doları gibi çok büyük doğalgaz bedeli ödenmektedir.
Bu teknik elemanlardan bilgili ve vatansever yalnız bir teknik eleman; Erzincan’a gittiği takdirde; depremleri yaşayan sokaktan geçen hamal efendiler dâhil binlerce görgü tanığı; deprem gecesi hava çok soğuk iken; sabaha kadar havanın çok ısındığını; ovadaki donmuş karların eridiğini; hava çok ısındığından sabaha karşı paltoların çıkarıldığı konusunda bilgiler öğrenilecek ve bu çok zengin doğalgaz yatağı varlığı kesin şekilde belli olacaktır.
8) Arabistan platosu muazzam kuvvetler ile Anadolu’yu itmekte ve Anadolu her yıl Yunanistan’a doğru 2,5 cm yaklaşmaktadır. Bu itme ile Erzincan ovası her yıl 1-2 cm kadar daralmakta ve fay yüzleri karşılıklı olarak birbirlerini zorlayarak muazzam kuvvetler ile itmektedir. Zaman ile, bu itmeye dayanamayan fay yüzeyleri çatlamakta ve fayların aniden kırılması ile depremler meydana gelmektedir.
Deprem hareketleri başlamadan 1-2 gün önce; fay çatlaklarından ve depremler esnasında da faylardan yükselen doğalgaz; yeraltında patlamakta; yüzeye çıkan ve hava ile uygun oranda karışımda bulunan doğalgaz alevi ile yanarak; alevler göklere yükselmekte; alevlenmeyen doğalgaz göğe yükselerek; gökte doğalgaz saatlerce ve günlerce alev ile yanmaktadır.
Deprem olayı olup bittikten sonra; bütün çatlaklar vana gibi kapanmakta ve yeraltından dışarıya doğalgazın çıkışına izin verilmemektedir. Erzincan’da yeniden deprem oluncaya kadar geçen 50-60-100 sene gibi çok uzun zaman içinde; yeraltından doğalgazın dışarıya çıkmasına izin verilmediğinden; bu yataktaki doğalgaz çok mükemmel şekilde muhafaza edilmektedir. Bu konudaki, gerçek; ilk defa tarafımdan ortaya atılmaktadır.
9) Malezya ve Endonezya’da olduğu gibi Erzincan ovasında fayların içerisi petrol ve özellikle doğalgaz ile tıka basa doludur. Yapılacak sondajlarda petrol ve doğalgaz artezyen şeklinde fışkıracak ve çok ekonomik üretim yapılacaktır.
ESKİ NESİLLERİN BİZDEN DAHA ÇOK AKILLI VE DAHA ÇOK BECERİKLİ OLDUKLARI ANLAŞILMAKTADIR.
1) 945 Sene önce; 1045 Erzincan depreminde hiçbir ulaşım ve iletişim imkânı yok iken; develere binilerek ulaşım sağlanabiliniyordu. Bu depremde fay olmayan yerde zemin yarılmış; insanlar bu yarıklara yuvarlanarak düşmüşler; yaz günü yeryüzü karanlık ile örtülmüş; (depremler esnasında atmosfer sis bulutu ile kaplanmaktadır) sarsıntılar bütün sene devam etmiş ve Güneş ile ayın rengi kan rengine boyanmıştır
Bu depremde fay olmayan yerde doğalgaz patlamalarından ileri gelen canavarlar kudretindeki sıvılaşma olayı ile; zeminin yarıldığı; gökte doğalgazın alev ile yanması ile güneşin ve ayın renginin kan rengine boyandığı belli olmaktadır.
Bu deprem bilgileri Erzincan’dan deveye binilerek; günlerce deve sırtında gidilerek; Urfa’daki, METEOS’a ulaştırılmıştır. Urfalı METEOS deve sırtında taşınan bu deprem bilgilerine itibar etmiş ve bu bilgileri Vekai-Namesine yazarak insaniyete ve bilim dünyasına hizmet etmiştir.
945 sene evvel 1045 Erzincan depremini yaşayan insanların; bu günkü insanlardan daha akıllı ve daha becerikli oldukları anlaşılmaktadır.
Depremler ve artçı depremler olup bittikten sonra 1766 İstanbul depreminde 8 ay ve 1045 Erzincan depreminde yeraltında doğalgaz patlamaları ve meydana gelen sıvılaşma olaylarından ileri gelen ve yıl boyunca gece gündüz kesilmeden sarsıntılar devam etmiştir.
2) 1509 İstanbul depreminde Yavuz Sultan Selim’in babası II. BEYAZIT Osmanlı Padişahı iken; dünya’nın öküzün boynuzları üstünde kurulu olduğuna; öküzün boynuzunu oynatınca depremin meydana geldiği hurafelerine inanılıyordu. Bu devirde; faylar, petrol, doğalgaz ve doğalgaz patlamaları ile suya doygun zeminlerde sıvılaşma olayları meydana geldiği bilgileri bilinmiyordu.
1509 İstanbul Depremi’nde 109 cami ve mescit ile 1300 ev yıkılmış, 13000 insan ölmüş ve Marmara Denizi’nde meydana gelen Tsunami dalgaları İstanbul’un sahil boyundaki ve Galata surlarını aşarak; Marmara denizi kıyılarında birçok yerler sular altında kalmıştır.
Bu depremde Osmanlı padişahı BEYAZIT, kıyamet koptu diye Edirne’ye kaçmıştır. 13 Gün sonra Edirne’de de deprem olunca Padişah İstanbul’a geri dönmüş ve sarsıntıların devam ettiğini görmüştür.
Yeraltında kil tabakaları arasında düdüklü tencereye benzer kapalı ortamda doğalgaz patlamaları ve meydana gelen sıvılaşma olayları ve yüzey arazinin deniz gibi dalgalanmalarından ileri gelen sarsıntılar; deprem olayı olarak kabul ediliyordu.
Osmanlı Padişahı II. BEYAZIT; İstanbul’un çeşitli yerlerine 400 kuyu kazdırmış; bu kuyular ile yeraltında düdüklü tencereye benzer ortama 400 delik açılmış; bu kuyular denge bacası görevi yapmış ve yeraltında doğalgaz patlamalarından ileri gelen sarsıntılardan İstanbul’u kurtarmıştır. 501 Sene önce Osmanlı Padişahı II. BEYAZIT’ın çok akıllı ve üstün yetenekli olduğu anlaşılmaktadır.
Depremleri ve deprem sarsıntılarını önlemek mümkün değildir. Padişahın kazdırdığı bu kuyularla yeraltında doğalgaz patlamalarından ileri gelen sarsıntılardan İstanbul’un kurtarılmış olduğunu bir defa daha ifade etmekte fayda vardır.
Çok akıllı ve üstün yetenekli Osmanlı Padişahı II. BEYAZIT; sahtekâr sihirbazların, medyumların, üfürükçülerin; sihirlerine, üfürüklerine, muskalarına itibar etmemiştir.
Bu Yüce Padişahımız; yeraltında doğalgaz patlamalarından ileri gelen sarsıntıları ve korkunç afetleri; kuyular açarak bilimsel yöntem ile önlemiştir.
Yüce Osmanlı Padişahı II. BEYAZIT; mezardan başını kaldırsa; Marmara bölgesi ile Erzincan şehrinde ve ovasında suya doygun zeminlere ulaşacak şekilde 20-30-50-100 m. gibi derin olmayan ve 80-100 cm gibi geniş çaplı kuyular açarak; bu yerleri doğal patlamalarından ileri gelen korkunç afetlerden çok az masraf ile kolayca kurtaracaktır.
MARMARA BÖLGESİ İLE ERZİNCAN ŞEHRİ VE OVASI YERALTI DOĞAL GAZ PATLAMALARINDAN İLERİ GELEN AFETLER VE ERZİNCAN OVASINDAKİ DOĞAL GAZ YATAĞI VARLIĞI KONUSU KAVRANAMAMIŞ OLDUĞUNDAN KONU İLE İLGİLİ DEĞERLENDİRME (Sayın Prof. Dr. BOZKURT tarafından) YANLIŞ YAPILMIŞTIR VE ÇOK BÜYÜK YANILGI İÇERİSİNE DÜŞÜRÜLMÜŞTÜ.
Marmara bölgesi ile Erzincan şehrinde ve ovasında doğalgaz patlamaları, meydana gelen sıvılaşma olayları ve doğalgaz patlamalarından ileri gelen kıyametler koparcasına korkunç afetlerin; Marmara denizinde meydana gelen Tsunami deniz dalgalarının ve Erzincan ovasındaki doğalgaz yatağı gibi fevkalade önemli olan konuların; Jeoloji, Maden, İnşaat, Deprem, Petrol ve Doğalgaz konularında uzman teknik bilim adamlarınca teşkil edilecek Yetkin Kurul tarafından incelenmesi ve değerlendirilmesi şart ve gereklidir.
TÜBİTAK Başkanlığına sunulan 1.12.2008/14325 sayılı dilekçede; Kurumunuzca teşkil edilecek Yetkin kurul tarafından 10.10.2008 tarihli RAPOR’un bütün belge ve ekleri ile incelenmesi; benim de bu heyete mutlaka davet olunarak; benim görüşlerimin alınması; Kurumunuzca görevlendirilecek uzman teknik eleman tarafından mahallinde inceleme, soruşturma, arama yapılması; görgü tanıkları ile görüşülmesi talep edildiği halde; bu taleplerin hiçbiri yerine de getirilmemiştir. Sayın Prof. BOZKURT; tarafımdan ODTÜ’deki Makamlarında telefon ile iki defa bizzat kendileri tarafından aramama ve bizzat kendileri tarafından iki defa telefon numaram alınmasına rağmen; benimle görüşmeyi kabul etmemiştir.
Ülkemiz için fevkalade önemli olan bu RAPOR ve eklerinin TÜBİTAK’ça teşkil edilecek Yetkin Kurul tarafından incelenmesi talep edildiği halde; bu RAPOR ve ekleri yalnız Jeoloji konusunda bilim adamı olan Sayın Prof. BOZKURT’un incelemesine tevdi edilmesi ile bu konudaki gerçekler anlaşılamamış ve büyük yanılgı içerisine düşülmüştür.
Sayın Prof. BOZKURT; bu RAPOR ve eklerinde sergilenen bilimsel gerçekleri kavrayamadığı ve çok yanlış değerlendirmeler yaptığı ve çok büyük yanılgı içerisine düştüğü açık ve belirgin şekilde ortada görülmektedir.
Sayın Prof. BOZKURT; TPAO Genel Müdürlüğüne; Erzincan’da 11 yıldan beri Fırat nehrinden alıp giden asfalt veya ham petrol maddesinin niçin aranmadığı sorusu sorulmamıştır. Bu Genel Müdürlüğe; etrafı dağlar ile çevrili Erzincan ovasının 1000m. gibi çok kalın alüvyon altında çok mükemmel şekilde erozyon altında korunan petrol ve doğalgaz yatağının erozyon ile aşınamayacağı konusunda bilgi verilmemiş ve bu konuda uyarı yapmamıştır. Bu konuda Sayın Prof. Dr. BOZKURT; TPAO Genel Müdürlüğüne ders verilmemiştir. Bu bilimsel içerikli uyarı yapılmış olsaydı; belki de TPAO dalmış olduğu; derin gaflet uykusundan uyanmış olacaktı.
M.S. 326 ve 1894 tarihleri arasında Marmara bölgesinde meydana gelen 19 depremden, 9 depremde Tsunami dalgaları meydana gelmiştir.
Bu konuda Marmara denizi kıyılarındaki Valiliklere, Belediye Başkanlıklarına ve ilgililere bilgi verilerek uyarı yapılması ile Ülkemize çok büyük faydalar sağlanmış olacaktı.
Dünyada yalnız Erzincan şehrinde ve ovasında deprem hareketleri boşlanmadan kısa süre önce yeraltında patlama ve uğultulu gürültülü sesler işitilmesi; yüzey arazinin deniz gibi dalgalanması; 1045 Erzincan depreminde fay olmayan yerlerde insanların düşeceği ölçüde çatlaklar açılması,1045 bu depremde 1 yıl boyunca sarsıntıların devam etmesi; bu depremde güneş ile ayın kan renginde boyanması; Erzincan ovasında fay olmayan yerde DDY. Rayının aşağıdan yukarı doğru itilerek düşey yönde bükülmesi, faylardan 25-30 km. uzakta olan İstanbul’da Anbarlı’da fay olmayan yerde 3 km. boyunda düşey yönlü çatlak açılması, Adapazarı’nda faylardan daha fazla hasar meydana gelmesi; Büyükada’da; Erzincan ‘da ve Adapazarı’nda fay olmayan yerlerde çok büyük düşey yönlü hareketlerinin meydana gelmesi; Adapazarı’nın 1,5km. dışındaki yerde 4 katlı evler boyundaki alevlerin yerden yükselmesi, Sapanca gölüne petrol dökülmüş gibi; bu göl yüzünün alev ile yanması; deprem harabeleri olarak terk edilen Eski Erzincan şehirlerinden hiçbir fay geçmediği halde; Yeni Erzincan şehrinin fayların geçtiği çok tehlikeli yere kurulması;1766 İstanbul depreminde 8 ay boyunca korkunç gürültülerin işitilmesi; bu depremde aralıklı olarak 8 ay sarsıntıların devam etmesi; M.S.326 ve 1894 tarihleri arasında Marmara bölgesinde meydana gelen 19 depremden 9 depremde Marmara denizinde Tsunami dalgaları meydana gelmesi; Marmara denizi kıyılarında Yenikapı’da eski Bizans limanında 15 geminin (bu gemiler küçüktür.)kıyıya sürüklenerek Tsunami dalgaları ile batması; 1509 depreminde İstanbul’un sahil boyundaki ve Galata surlarını aşacak ölçüde Tsunami yüksek deniz dalgaları meydana gelmesi; İstanbul’da birçok yerlerin sular altında kalması konularında bugüne kadar yalnız Yüce Osmanlı Padişahı II.BEYAZIT’ın İstanbul’un çeşitli yerlerine 400 kuyu kazdırarak; yeraltında doğalgaz patlamalarından ve sıvılaşma olaylarından ileri gelen sarsıntılardan İstanbul’u kurtarması konularındaki gibi gerçekler; Urfalı METOS’un Vekai-Namesi; İslam Tarihi, İstanbul Depremleri, Osmanlı Onkolojisi; Erzincan tarihi; Erzincan da Valilikçe yayınlanan deprem kitapları, Erzincan da yayınlanan Bir Şehrin Hikayesi dergileri gibi yazılı tarihi belgelerde ve medyada bu konulardaki gerçekler; tarafımdan açık ve belirgin şekilde ortaya dökülmüştür.
Bu gerçekler uydurma, düzmece ve yalan kabul ediliyor ise; bu uydurma, düzmece ve yalan bilgilerin yazılı tarihi bilimsel belgelerden silinerek atılması ve iptal edilmesi gerektir.
Ülkemizin en büyük Bilim ve Teknoloji Kurumu olan TÜBİTAK Kurumunca teşkil edilecek Yetkin Kurul tarafından Ülkemiz için önemli olan bu konulara yardımcı olunacağına ve gerekli değerlendirme yapılacağına inanılmaktadır.
S A Y G I L A R I M L A
Hüseyin Hüsnü GÜREL
İnş.Yük.Müh.(İTÜ-1953)
ADRES: Ahenk Sok. 10/11 Çankaya/ANKARA
TEL: 0312-4391925

ÖNEMLİ NOT: TÜBİTAK (Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu) CEVABİ YAZISI ve Sayın Prof. Dr. Erdin BOZKURT'un (ODTÜ) MÜTALAASI AŞAĞIDA (alt sayfada) DIR.