21 Nisan 2011 Perşembe

umitminel@hurkalem.com

BANA MANTIKLI GELDİ
Bazen düşünüyorum. Bu cennet vatanın toprağının altı bu kadar çorak değildir. Tamam elhamdülillah toprağımızın üstü çok bereketli. Vatanımızda her şey yetişiyor. Yetiyor, yetmiyor o ayrı konu. Yetmemesi de tamamen yanlış tarım politikalarından kaynaklanıyor. Ancak ben bu yazımda yanlış tarım politikalarından değil, olmayan stratejik enerji politikamızdan bahsedeceğim. Yanlış anlaşılmasın, stratejik enerji var da, politika yok!
Hemen sınırın 100 km. dışında çıkarken, bizde çıkmamasına bir anlam veremiyordum. Yani komşuda pişiyordu ama bize niye düşmüyordu ki? Aslına bakarsanız bizde de var ama sanki biz kazandığımız bağımsızlığımızın acısını çekiyoruz. Kazanılan bağımsızlığın acısını çekmek nasıl olur anlatayım:
çıkan komşularımız Irak ve İran’a baktığımızda bu ülkelerin de aslında çıkarmak için kıllarını bile kıpırdatmadıklarını görürsünüz. Bu ülkeler 1. Dünya savaşından sonra İngilizlerin sömürgesi durumuna düştüler ve şu anda açık olan kuyularının hemen hemen hepsini İngilizler açtı; işledi ve sattı. İngiltere’nin bölgeden çekilmesiyle Irak, 1971′de tam bağımsızlığına kavuşmuştu ama 1980′den 1987 yılına kadar İran-Irak savaşı olmuş, bu savaştan 3 yıl sonra da 1 Körfez savaşı yaşanmıştı. Yani anlayacağınız Irak’ta ki Irak’a yar edilmemişti. İran’a gelince; İran’da çıkan ün ise 1953′ten beri %50’si çok uluslu bir konsorsiyumundur.
Biz ülke olarak İran ve Irak’tan çok şanslıyız. Kurulduğumuzdan beri tam bağımsızız ancak galiba güçlü devletler bize; “Petrole filan karışmayın, bakın bağımsızlığınızın tadına…” diyorlar. Rahmetli Özal’ın da ülkemizde bulunan için; “Bizdeki ü dünyada bitmeye başlayınca çıkaracakmışık.” demesi oldukça manidardır.
Ne kadar bağımsız bir ülke olsak da, büyük devletlerin baskısı her zaman bu coğrafyanın ve bizim üzerimizde. Yine de bazı cesur adımlar atmak zorundayız ve yavaş yavaş atılıyor. En azından ortaklıklar ve özel sektör sayesinde… Yakın zamanda Manisa’da ve Diyarbakır’da bulunan yüksek kalitede atılan adımları daha da pekiştiriyor.
Petrolden sonra gelelim başka bir yer altı zenginliğimiz doğalgaza… Ülkemizde olduğu pek dillendirilmiyor. Çünkü için bile yeni yeni adımlar atılıyorken, birde için uğraşmak istemiyorlar herhalde…
Şu sıralar ülkemizde olduğuna dair kanıtlarını kamuoyu ile paylaşmaya çalışan, elinde kanıtlarıyla kanal kanal dolaşan ve bazı kanallarda konuşabilen ancak çoğu ulusal kanalda derdini anlatamamış Yüksek İnşaat Mühendisi Hüseyin Hüsnü Gürel’in bana da matıklı gelen sözlerine kulak verelim:
“Dünyada yalnız Marmara bölgesi ile Erzincan şehrinde ve ovasında yeraltında kil tabakaları arasında düdüklü tencerelere benzer ortamlarda ve suya doygun zeminler yan yana ve beraberce bir arada bulunmaktadır”
“Erzincan’da var, bu yalansa beni asın, mahkemeye verin, cezalandırın ama doğruysa Türkiye’yi kurtarır. Bu küçük bir olay değildir, Erzincan’ı altından yapar”
“Sesin hızı saniyede 346 metredir, deprem hareketinin hızı ise saniyede 5 bin kilometredir. Yani deprem hızı sesten 15 bin defa daha büyüktür. Yeraltında önce bir deprem hareketi başladığı zaman önce hareketten önce ses gelmesi gerekir. Erzincan ve Marmara Bölgesi’nde depremden önce ses işitilir. Bu fizik kanunlarına aykırıdır. Bunun nedeni açıktır, depremden önce patlaması yaşanıyor”
“Ben Erzincan depremini gördüm. Büyük de bir patlama gördüm. Depremden önce patlıyor. Marmara ve Erzincan’da depremlerde nur gibi ışıklar meydana gelir. Bu ın yanması sonucu oluşur. Tabii afetlerin nedenlerinden biri de doğalgazdır. Gökteki yanıyor, yerdeki karları eritiyor. Hesap edersek trilyonlarca metreküptür. Hava soğuktur. 92 depreminde eksi 11.3 dereceyi şeker fabrikası tespit etmiştir. Sabaha kadar karlar erimiştir. Türkiye’nin yıllık ihtiyacı 20 milyar metreküptür. Bunun en az 5-6 misli gaz gökte yanıyor. Erzincan’ın bir özelliği var, faylar çok kötüdür, ben bunları kabul ediyorum. Faylardan kaçar, geçer. Yalnız Erzincan’ın bir özelliği var, Arabistan kıtası Anadolu’yu muazzam kuvvetle iter, faylar kırılır, çatlar, deprem olur. Depremlerden bir gün, yarım gün evvel gaz çıkmaya başlar. Deprem olur olmaz Arabistan Anadolu’yu, Erzincan Ovası’nı ittiği için bu faylar vana gibi kapanır. Bu kırılan faylardan sızar.”
Hüseyin Hüsnü Gürel, bölgedeki varlığının büyük bir nimet olmakla birlikte aynı zamanda ciddi bir tehdit de oluşturduğunun altını çizerek, devletin bu konuya el atmasını istedi. Osmanlı Padişahı 2. Beyazıt’ın 1509 depreminde kentin çeşitli yerlerine 400 kuyu kazdırdığını  bu kuyular ile yeraltı düdüklü tenceresine 400 delik açıldığını, kuyuların denge bacası görevi yaparak basıncı azalttığını kaydetti. Gürel, Marmara Bölgesi ile Erzincan Ovasında 20-30-50-100 metre gibi az derinliklerde geniş çaplı kuyular kazdırılarak, bu yerlerin çok az masrafla çok korkunç afetlerden kolayca kurtarılabileceği uyarısında bulundu. Erzincan Ovası’nda çok zengin yatağı varlığının kesin olarak belli olduğunu ve her deprem gecesi Türkiye’nin yıllık ihtiyacından daha fazlası ın gökte yandığını savunan Gürel, Erzincan Ovası’ndaki zengin yatağı ortaya çıkarıldığı takdirde, Türkiye’nin bütün ihtiyacı karşılandıktan sonra fazlasının ihraç edilebileceğini söyledi…
Popularity: 11% [?]

Hiç yorum yok: